27 Haziran 2010 Pazar

PAZAR KURALLARI

Pazar günleri sanki farklı olmalı.Daha sakin,daha yalnız,daha programsız olmalı.Sabah olunca hemen koştura koştura dışarı kahvaltı yapmaya gidilmemeli.Kahvaltı evde yapılmalı.Çay çaydanlıkta demlenmeli,asla poşet
kullanılmamalı.Yemek yapılacaksa konserve kullanılmamalı.Diğer günler boş zamanlarda sinemaya filan gidilebilir ama pazar günleri değil.
Pazar günü boş zaman,gerçekten boş zaman olmalı.Pazar günleri insan boş durmalı.Reçel yapılabilir,vişne tanelerinin çekirdekleri tane tane ayrılabilir.Fasulye pişirilebilir ama düdüklüde değil.
Seyahat edilebilir yürüyerek ya da arabayla.Asla uçakla değil.Boş boş bakılabilir.Saatte bir cümle hızla ilerlenebilir.Saate bakılmaz.Havaya bakılır.Hava aydınlıksa gündüz,kararmışsa gece olmuştur.Kısa kesilebilecek her konuşma uzatılır.Yayvan yayvan konuşulur.
Çekmeceler boşaltılır.Her küçük kağıt tek tek değerlendirilir,mümkünse hepsi çöpe atılır.İyilik yapılır.Mesela sokaktaki kediye yemek verilir.Kullanılmayan elbiseler verilmek üzere ayrı bir yere konur.Pazar günü bol bol yürünebilir.En soğuk havada bile.Mümkünse sağda solda duraklanır,çay içilir.Dışarda olması şartıyla.

Pazar günleri kesinlikle aile ziyaret günü değildir,vicdan azabından kurtulma günü değildir,para pul konuşma günü değidir.Pazar günleri insan kendinini mirasyedi gibi hissedebilir.Aslında ben hiçbir şey yapmıyorum,çalışmıyorum,hiç çalışmadım,zaten gerek de yok yedi sülaleme yetecek kadar param var.Pazar günleri böyle düşünülmelidir.Tembelim,tembel kalacağım,suçluluk duymayacağım,canım sıkılırsa birazdan arabaya atlar İtalya'ya doğruyola çıkarım.:)
Mümkünse geç yatılmalıdır.Hani ertesi gün hiç iş güç yokmuş gibi davranılmalıdır.Haftada bir içki içiliyorsa pazar günü içilmelidir.
Tamyatağa yatmışken vazgeçip gezmeye gidilmelidir.Uykusuz kalınabilir.Sefil olunabilir.Pespaye giyinilebilir.Depresyona girilebilir.


Sinirlenmek yasak,iş yapmak yasak,tv başında uyumak ve toplu halde dolaşmak yasak.

Pazar günü kuralları bu kadar.

Hepinize iyi pazarlar !



Peki sizin kurallarınız ne?

İYİKİ DOĞUN !

Doğum Günün Kutlu Olsun

SEMRA


Sana Nice Sağlık Mutluluk Huzur Dolu Yıllar Dilerim

GİTMEK

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.

Küçük bir sahil kasabasına,

Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...


Hayatından memnun olan yok.

Kiminle konuşsam aynı şey...

Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.


Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.

Bir kendisi.

Bu yeter zaten.

Herşeyi, herkesi götürdün demektir.

Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.

Ama olmuyor.


Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.

Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.


Böyle gidiyoruz işte.

Bir yanımız "kalk gidelim",

öbür yanımız "otur" diyor.


"Otur" diyen kazanıyor.

O yan kalabalık zira...

İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,

Güvende olma duygusu...

En kötüsü alışkanlık.

Alışkanlığın verdiği rahatlık,

Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.

Kalıyoruz...

Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.


Evlenmeler...

Bir çocuk daha doğurmalar...

Borçlara girmeler...

İşi büyütmeler...

Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.


Misal ben...

Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.

Değil bu şehirden gitmek,

İki sokak öteye taşınamıyorum.

Alıp .ürsem gelmez ki...

Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,

Herkes onu, o herkesi seviyor.

Hangi birimizle gitsin?


"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;

Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,

Kendi imalatımız küfeler.


Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.

Ölüm var zira.

Ölüme inat tutunmak lazım,

İnadına kök salmak lazım.


Bari ufak kaçışlar yapabilsek.

Var tabii yapanlar, ama az.

Sadece kaymak tabakası.

Hepimiz kaçabilsek...

Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.

Gün içinde mesela...

Küçücük gitmeler yapabilsek.


Ne mümkün.

Sabah 9, akşam 18

Sonra başka mecburiyetler

Sıkışıp kaldık.

Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli

Bu kadar ağır olmamalı.


Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.

Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.

Ne saçma...

Bahar mıdır bizi bu hale getiren?

Galiba.


Ben her bahar aşık olmam ama

Her bahar gitmek isterim.

Gittiğim olmadı hiç,

Ama olsun... İstemek de güzel.


Can Yücel

26 Haziran 2010 Cumartesi

25 Haziran 2010 Cuma

23 Haziran 2010 Çarşamba

YAŞAM ANAHTARINIZ

YAŞAM ANAHTARINIZ .......



Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün..

Hesabına her sabah 86400 dolar para yatırılıyor.

Fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez.

Paranı kullansan da, kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor..



Ne yaparsın?



Tabiki hepsini harcamaya çalışırsın..



Hepimiz ZAMAN adlı bu bankanın müşterileriyiz ;

Her sabah, 86400 saniyeye sahip oluyoruz,

her akşam gün boyunca kullanmadığımız saniyelerimiz kadar zarara girmiş oluyoruz,

yarına transfer edilemez..



Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır..

Geri dönüş YOK!



Saniyelerini şu anı yaşayarak harca,

En iyisi bunlarla iyi bir yatırım yap..

Mutluluk, Sağlık ve Barış için..



ZAMAN kaçıyor..

Her gün için, en iyisini yap.



Bir senenin değerini anlamak için ;

sınıfta kalmış bir öğrenciye sor...



Bir ayın değerini anlamak için ;

8 aylık bir bebek doğuran anneye sor..



Bir haftanın değerini anlamak için ;

haftalık dergi çıkaran bir editöre sor..



Bir saatin değerini anlamak için ;

kavuşmayı bekleyen sevgililere sor..



Bir dakikanın değerini anlamak için ;

treni kaçıran yolcuya sor..



Bir saniyenin değerini anlamak için ;

bir kazayı önleyemiyen sürücüye sor..



Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için ;

olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor..



Her anını değerlendir,

her dakikanı özel biriyle paylaş..

Zamanına ortak edebileceğin kadar özel biri...



Unutma ! Zaman hiç kimse için durmaz.



Geçmiş zaman tarih, gelecek zaman ise gizemli,

şu an ise sana verilen gerçek bir armağandır

21 Haziran 2010 Pazartesi

TEBİYELİ TAVUK ÇORBASI




Malzemeler

1 küçük soğan
2 yk.yağ
100gr. haşlanmış tavuk
tuz,karabiber,kırmızı biber



 
 
 
 
 
Terbiyesi için:

1sb.süt
1yumurta sarısı
2 yk un

Yapılışı

Soğan ince ince doğranıp,yağla biraz kavrulur.Ayrı kapta tavuk haşlanır ve  küçük parçalara ayrılır.1su bardağı haşlama suyundan alıp soğanlı karışımın üzerine dökülür.Daha sonra
haşlanıp didiklenmiş tavuk eklenir.


Ayrı bir yerde 1 sb.süt ,un ve yumurta sarısı karıştırılır .Kaynayan çorbanın içine ilave edilerek bir süre kaynatılır.Tuz ve karabiber eklenir.
Tavada az tereyağ ve pulbiber kavrulur ve çorbanın içine ilave edilir.

Afiyet olsun....

ŞİFALI BİTKİLER

GENÇLİK İÇİN PRATİK İKSİR



İlaçtan çok daha etkili yöntemler. Gençlik iksiri, böbrek iltihabını yok eden formül, ev yapımı antibiyotik ve daha neler…

Hazırlanışı: 15-16 tane maydonoza 2 yemek kaşığı taze limon suyu ve yarım bardak da su ilave edildikten sonra blenderdan geçirilir.



Kullanımı: Sabah aç karnına kahvaltıdan 15-20 dakika önce içilir. 15 gün boyunca her sabah içmek gerekir.

2. günden itibaren sabahları kalktığınızda daha dinç ve daha zinde kalkacaksınız. Yorgunluğu daha az hissedeceksiniz.

Bu karışımın özelliği gençleştirici bir etkisinin olmasıdır. Vücuttan toksin attırır ve karaciğer yağlanmasına karşı da mükemmel bir çözümdür.



KIRMIZI PANCAR KÜRÜ

Karaciğer rahatsızlıkları, saç dökülmeleri, cilt problemleri, sedef hastalığı, vitiligo (ala) hastalığı, egzama, kurdeşen (ürtiker) gibi hastalıkların giderilmesi için karaciğerin temizlenmesi gerekir.

Karaciğerin temizlenmesi için kırmızı pancar kürünün uygulanması gereklidir.

Kırmızı pancar kürü hazırlanışı:

Önceden iyice temizlenmiş 250 gram kırmızı pancarı dörde bölerek 1 litre kaynar suda 3 dakika kaynatın.

Demlendikten sonra elde ettiğiniz pancar suyunu Sabah, akşam ve gece yatmadan önce olmak üzere günde 3 kez aç karnına 1 er bardak için. Bu uygulamaya 3 hafta devam edin. Her gün taze olarak hazırlanmalıdır.



KALBİN DERMANI ALIÇ ÇAYI

Alıç çayı, kalp ve damar sağlığını korumak ve tıkalı kalp damarlarını açmak için doğal bir şifa kaynağı…

ALIÇ ÇAYI HAZIRLANIŞI:



Alıç çayı hazırlamak için 1 su bardağı kaynar suyun içine 1 tatlı kaşığı kırmızı alıcın yaprak,çiçek ve meyvelerinden koyduktan sonra bir kaç dakika kısık ateşte demlendirin.

Bu çaydan 20 gün boyunca sabah ve akşam için.

He gün 1 su bardağı taze sıkılmış havuç suyu (vitamin emilimini sağlamak için içine 1 çay kaşığı zeytinyağı koyarak) için.





KABIZLIK VE SES KISILMASINA KURU İNCİR



Kabızlığın dermanı da kuru incirde saklı… Aslında incirin faydaları saymakla bitecek gibi değil. İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek lif içeriğine sahiptir.

Enerji verir, bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesinde etkilidir. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.



SES KISIKLIĞINA BİREBİR: İncirin kurutulmuşu iyi bir balgam söktürücü ve yumuşatıcıdır. Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.

KABIZLIK İÇİN HAZIRLANACAK KÜR: 5 adet kuru inciri iyice yıkadıktan sonra, 1 bardak sıcak suyun içine koyarak 1-2 saat bekletin. Akşam yatmadan önce incirleri yedikten sonra üzerine de suyunu için.

Bu kür 3-4 hafta uygulandığında kabızlık için faydalıdır. İncir, mide ve bağırsak mukozasını kalıntılardan, balgamlardan temizler ve rahat çalışmalarını sağlar.

Uyarı : Bu kürün şeker hastaları tarafından uygulanması uygun değildir.



TROİD’İN MUCİZESİ CEVİZDE

Tiroidleriniz sizin sigortanızıdır. Endokrin sisteminiz bozulduğunda vücudunuzun çalışma sistemi de bozulur. Troidin en büyük ilacı cevizdir.

HAZIRLANIŞI: 25 tane cevizi kırdıktan sonra kabukları ve perdeleri ile birlikte bir litre suyun içinde 5 gün bekletin. Elde ettiğiniz sudan sabah akşam birer fincan için, cevizleri de yiyin. Ayrıca ceviz yağını dışarıdan boğazınıza sürün.

Hipertiroid rahatsızlığı olan kişiler, dereotu ve tere otunu fazla aşırıya kaçmadan

tüketmeli, bunun yanında bol miktarda maydanoz ve roka da yemelidir.




BÖBREK HASTALARINA ÖZEL FORMÜL



Bu özel formül böbrek iltihapları konusunda çok başarılı sonuçlar veriyor…

Gerekli Malzemeler:

* 3-4 adet kereviz sapı,

* 3-4 adet lahana yaprağı,

* 1 tutam maydanoz sapı,

* 1 su bardağı su

Hazırlanışı: 1 su bardağı kaynayan suyun içerisine kereviz saplarını, lahana yaprağını ve maydanoz sapını koyduktan sonra 3 taşım kaynatın.

Uygulanışı: Akşamları yatmadan 1 saat önce 1 su bardağı için. 3 hafta süre ile uygulanması gereken kürün hiç bir yan etkisi olmadığı için herkes içebilir. Böbrek iltihaplarının dışında zayıflamaya ve kan yağlarını düşürmeye de yardımcı olur.

Uyarı: Her seferinde taze olarak hazırlanmalıdır.



VARİSLERE KARŞI PRATİK ÇÖZÜM



Varis, toplardamarların bozulması ve kanın katılaşması, kan dolaşımının bozulması sonucunda toplardamarların şişmesi şeklinde oluşur. Varisleri yok etmek için bir çok pratik çözüm var… İşte onlar;

FORMÜLLER:



• 1 litre beyaz ispirtonun içine 4 adet kafirun koyun. Akşam elde edilen karışımı varisli bölgelerinize sürdükten sonra streç filmle sararak yatın. Ertesi sabah tekrar aynı uygulamayı tekrarlayın.

• Çoban çantası otu, kekik, at kuyruğu otu ve at kestanesinin kabuğu ayrı ayrı ya da hepsini beraber çay gibi demleyerek günde 3-4 su bardağı içilir.

• Fındık yaprağı ve asma yaprağı çayları varise çok iyi gelir.

• 1 bardak kaynar suyun içine, 4 gram rezene konularak 10 dakika bekletilerek günde 2-3 bardak içilir.

• Çobançantası taze bitkisi doğranarak bir kaba konularak üzerine keskin sirke ilave edilerek 10 gün güneşte bekletilir. Elde edilen karışım ile varisli bölgeler hergün aşağıdan yukarıya doğru ovulur.

• 40 derece ısıtılmış 1 kova sıcak suyun içine yarım fincan ezilmiş şap ve 1 fincan karbonat konularak eritilir. Haftada 3 gün 15 dakika süre ile bacaklar dize kadar bu suya konur. Varisler daha yukarı çıkmış ise aynı işlem küvette tekrarlanır.

• Fındık ağacı kabuğu, ceviz ağacı kabuğu ile kaynatılır. Suyu ile varislerin üstüne pansuman yapılır.





MEME KANSERİNE KARŞI DOĞAL ÇÖZÜM

Meme; süt bezeleri ve süt bezlerinde üretilmiş sütü meme başına taşımakla görevli kanallardan oluşmaktadır. Bu süt bezlerini ve kanallarını oluşturan hücrelerin kontrol dışında çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine yayılarak çoğalmaya devam etmelerine ‘meme kanseri’ denilmektedir.



Meme kanseri için pratik bitkisel destekler

• 2 su bardağı kaynar suyun içine 10 gram civanperçemi koyarak kısık ateşte 5 dakika demlendirin.Sabah ve akşam aç karnına bir bardak bu civanperçemi çayını içiln..

Öğlenleri tok karnına 1 bardak sarı kantaron çayı için. Akşam tok karnına bir bardak biberiye ve mürver çiçeği çayı için. Gece saat 22.00 de karabaş otu çayı ile şerbetçi otu çayı için. Bu uygulamaya 45 gün devam edin.

• Soya fasulyesini ılık su ile ıslatın, bir gece bekletilerek süzün. Kavrularak yendiğinde kanser riskini önlemektedir.





EKLEM AĞRILARI İÇİN ÖZEL KARIŞIM

Ekrem ağrıları yaşlanmanın yanı sıra uzun süre masa başında çalışanların da büyük derdidir… Bunun da doğada çaresi var.





Boyunağrıları,bel ağrıları,eklem ağrıları için:

Hardal yağı


Biberiye yağı

Kekik yağı

Zeytin yağı

Badem yağı

Ceviz yağı

Eşit miktarlarda bir kapta karıştırarak eklem yerlerinize sürün. Streç filmle sarın. Ağrılarınıza derman bulacaksınız..

Önemli Uyarı: Hardal, biberiye ve kekik yağları yakıcı yağlardır. Zeytinyağı, badem ve ceviz yağı gibi yumuşatıcı yağlar ile karıştırılmadan sürüldüğünde cildinizi yakar ve zarar verir.



DOĞAL ANTİBİYOTİK TARİFİ

Antibiyotikler zamanla vücutta bağışıklık sağlarlar ve etkileri kalmaz. Ama en önemlisi vücut, antibiyotikleri dışarı atmakta büyük güçlük çeker… Bunun yerine doğal antibiyotikleri kullanmanızda fayda var… Peki doğal antibiyotik nasıl yapılır diyorsanız, bu tarifi de bir yere not edin;

Antibiyotik tarifi :

Malzemeler:

1 baş sarımsak

Yarım limon

Yarım litre su

Cam kavanoz

ailüminyum folyo

Hazırlanışı: 500 CC (yarım litre) kaynatılmış soğumuş suyu cam bir kavanoza koyduktan sonra içine kabukları soyulmuş bir baş sarımsağı rendeleyip, yarım limonu da kabuğu ile dilim dilim doğrayıp atın. Kapağını kapattıktan sonra (alimünyum folyoyla sararak ışık almasını engelleyebilirsiniz) karanlık bir ortamda 4 gün bekletin. Dört gün beklettikten sonra içinden posasını alın. Her kışa girerken bir kaç defa bu doğal antibiyotiği tekrarlarsanız savunma mekanizmanız güçlü olur.

Kullanımı: Her yemekten 15 dakika önce aç karnına bir yemek kaşığı içebilirsiniz. Dışarıdan gelen mikrop ve virüslere karşı etkilidir. Hiç bir yan etkisi de yoktur.

DEPRESYONUNDA BİTKİLERDE DERMANI VAR

Ciddi depresyonu mutlaka bir psikiyatristin tedavi etmesi gerekir. Ama derdiniz basit ise doğal tedavisi var… Özellikle de uyku derdi çekiyorsanız…

Sarı Kantaron: İçeriğindeki aktif bileşiklerden biri olan hipersinin anskiyetenin, depresyon ve değersizlik hissi gibi durumların tedavisinde çok önemli ilerlemeler sağlamaktadır.

Ciddi derecedeki depresyon hastalarının en büyük sıkıntısı olan uyku düzensizliklerini tedavi eden özellikleri vardır.



Kullanımı:1 bardak kaynar suya 1-2 çay kaşığı kurutulmuş sarı kantaron koyup 10 dakika demlenmesini bekleyin ve sonra için. 4 ile 6 hafta boyunca günde 1 veya 2 bardak bu çaydan içilirse son derece etkili olur.

Not:Eğer hamile iseniz sarı kantaron kullanmayın ve kullanırken şiddetli güneş ışınına maruz kalmayın. Çünkü bu bitki cildi güneşe karşı hassaslaştırmaktadır.



BAĞIRSAKLARI TEMİZLEMENİN YOLU

Bağırsakların da arada temizliğe ihtiyacı vardır. Bunun için de doğal bir kür öneriliyor…

MALZEMELER:

-Lahana suyu,

-Havuç suyu,

-Elma suyu

-Şeker pancarı suyu…

Hazınlanışı: Bunların sularını sıkarak karıştırın ve sabah – akşam birer su bardağı olmak üzere 7 gün boyunca aç karnına için.

Uygulayacağınız bu kürle bağırsaklarınızı, sindirim sisteminizi arındırıp rahatlatacaksınız.

20 Haziran 2010 Pazar

MERCİMEKLİ KABAK YEMEĞİ (Zeytinyağlı)



Malzemeler

1,5 (ajda) çay bardağı yeşil mercimek
2 tane orta boy soğan
2 yk. sıvı yağ
1 kg.kabak
1 yk. salça
nane,tuz,kırmızıbiber
1 limonun suyu
4-5 diş sarımsak
Dereotu

Yapılışı

Önce mercimekleri yıkayıp haşlıyoruz.Ayrı tencerede yarım ay şeklinde (piyazlık)doğranmış soğanları sıvı yağda çeviriyoruz.Salçayı ekleyip 5 dk. kavuruyoruz.Daha sonra kuşbaşı doğranmış kabakları,nane,tuz ve kırmızıbiberi ilave ediyoruz.Haşlanmış mercimeği de süzüp ekleyip pişirmeğe bırakıyoruz.İnmeye yakın 1 limonun suyuna ezilmiş 4-5 diş sarımsak atıp,karıştırıp yemeğimize ekliyoruz.Daha sonra pişen yemeğimizi tabağa alıp dereotuyla süsleyip servis ediyoruz.Afiyet olsun.

19 Haziran 2010 Cumartesi

ZEYTİNYAĞLI BAKLA YEMEĞİ

Bakla






Malzemeler : 1 kilo taze bakla,

 2 adet soğan,

1/4 limon suyu,

1 tatlı kaşığı toz şeker,

 1,5 su bardağı kaynar su,

 1 çay bardağı zeytinyağı,

tuz,

 1 tatlı kaşığı un.

Yapılışı :

Baklaların baş kısımlarını alıp üçe yada ikiye bölün ve kararmaması için limonlu suda bekletin. 2 adet soğanı

yemeklik olacak şekilde doğrayın. Bir tencereye önce zeytinyağını daha sonra soğanları koyarak soğanlar

pembeleşinceye kadar kavurun. Tencereye baklaları ilave ederek 10 dk kısık ateşte tencerenin kapağı kapalı

olarak pişirin. Un, çeyrek limon suyu, şeker ve tuzu bir buçuk bardak su ile çırpın ve bu karışımı baklanın

üzerine dökün..

Orta ateşte 25 dk kadar pişirin. İsteğe bağlı olarak sarımsaklı yoğurt ve dereotu ile servis yapabilirsiniz.

Afiyet Olsun.

18 Haziran 2010 Cuma

HELLİM PEYNİRİ KIZARTMASI

Haftasonu kahvaltılarında hemem yapılabilecek pratik bir öneri.Şimdiden kolay gelsin

Kızarmış Hellim Peyniri


Malzemeler:(2 kişilik)


•  Hellim peyniri (4 dilim kesilir)

•1 yemek kaşığı sıvıyağ

• Karabiber, toz kırmızı biber, kuru nane

Yapılışı:

1. Hellim peynirini yarım cm.kalınlığında dilimleyin.
2. Teflon tavayı kızdırın ve sıvıyağı dökün. Peynir dilimlerini tavaya dizin.

3. Orta ısıda her iki tarafını 3-4 dakika kızartın. Kızarmış peynir dilimlerini servis tabağına alın ve baharatlarla süsleyin.Hepsi bu kadar..

Afiyet olsun…

GÜNÜN SÖZÜ



Cahil ile sohbet güçtür bilene,

Çünkü cahil ne gelirse söyler diline

17 Haziran 2010 Perşembe

REGAİP KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU 'nun REGAİB KANDİLİ MESAJI:




17 Haziran 2010 Perşembe gününü Cumaya bağlayan gece, rahmet, bereket ve mağfiret mevsimi olarak nitelendirilen üç aylara girdiğimizi müjdeleyen Regaip kandilidir.



Üç aylar ismiyle şöhret bulan, kalplerimizin ve gönüllerimizin manevi doyum mevsimi olan Recep, Şaban ve Ramazan ayları, Müslümanlar olarak Hakk’ın rahmet, bereket ve mağfiretine olan iştiyakımızı zirve noktaya taşıyıp huzur iklimine doğru seyahat ettiğimiz müstesna zaman dilimleridir. Dini hayatımıza canlılık katan bu aylar, aramızda insani değerlerin ve ahlaki erdemlerin artmasına, yardımlaşma ve dayanışma bilincinin çoğalmasına, inananların hayır ve iyilikte birbirleriyle yarışmasına vesile olur.



Bu özel aylar ve bu ayların içinde barındırdığı mübarek gün ve geceler, bizlere, hızla geçen zamanın değerini idrak etmenin, durup düşünmenin, hayatın yoğun koşuşturması ve temposu içinde kendimize dönüp, gönül âlemine nazar kılmanın ve içe doğru bir yolculuk yapmanın imkânlarını sunar. Ayrıca Yüce Allah’a gönülden yalvararak, günahlarla kirlenmeye yüz tutmuş gönüllerimizi tövbeyle arındırma, kendimizi bulma ve bilme, nefsin sonu gelmez arzu ve ihtiraslarına dur deme ve onlardan uzaklaşma imkânını bahşeder.



Vahyin nüzulünün 1400. yılını idrak ettiğimiz bu yılda, üç aylar ve bu aylarda bulunan mübarek geceleri fırsat bilerek, Yüce Rabbimizin çağlar üstü evrensel mesajını anlama, O’nun anlam ve hikmetiyle buluşma ve hayatımıza tatbik etme adına her zaman olduğu gibi gayretli olmak durumundayız. Çünkü manevi ve ahlaki değerlerin yozlaştırıldığı, aile değerlerinin ve toplumun ortak bağlarının yok olmaya yüz tutarcasına zayıflatıldığı, dünyanın sanal ve geçici meşgalelerinin ve sonu gelmez heveslerinin bütün hayatımızı ve geleceğimizi ipotek altına aldığı günümüzde, Yüce Mevla’mızın En’am suresinde “Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Enam, 6/155) buyurduğu üzere Rabbimizin rahmet yüklü mesajı Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlamaya, bunun için de onun değerlerini yaşamaya, yaşatmaya ve bu çerçevede Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in örnek hayatını ve ahlakını da rehber edinmeye ihtiyacımız büyüktür.



Regaib kandili vesilesiyle bir kez daha, başta Yüce Yaratan’la olan bağlarımızı ve hayatımızı yeniden gözden geçirmeli, ahlak ve erdemin, doğruluk ve dürüstlüğün, paylaşma ve dayanışmanın, hak ve hukuka riayetin, barış ve kardeşlik içinde bir arada yaşamanın, yetime, öksüze ve kimsesize kol kanat germenin, fakir ve ihtiyaç sahiplerine vermenin, acı ve kederleri paylaşmanın, düşeni kaldırmanın, kutsal değerlere saygının insani erdemler bağlamında ulaşılabilecek en üstün değerler olduğunu hissederek, söz ve davranışlarımıza bu çerçevede yön verme kararlılığı içinde olmalıyız. Zira bu mübarek gün ve geceler değerlendirebildiğimiz, güzel amel ve davranışlarla içini doldurabildiğimiz, yanlışlarımızın farkına varıp istikamete yöneldiğimiz ölçüde bizim için kazançlı ve bereketli zaman dilimlerine dönüşecektir.



Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin ve yurt dışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızla birlikte bütün İslâm âleminin Regaip Kandilini kutluyor, bu gecenin insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör ve şiddetin, savaş ve düşmanlığın yerini barış ve huzurun almasına vesile olmasını, yapacağımız ibadet, dua ve yakarışların kabul olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.



Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU

Diyanet İşleri Başkanı



Regaip Kandili ve diğer kandil gecelerinde hangi dualarla dua edilmeli? İşte size bir kaç dua örneği.

Kandiliniz Mübarek olsun



Allâh'ım

acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden,

Korkaklıktan, kabir azâbından, cehennem ateşinden sana sığınırız.

Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle ya Rabbi!



Ey Yüceler Yücesi!

bize karşı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların kalblerini yumuşatmak murad ediyorsan,

bize ve gönüllüler hareketine karşı onların kalblerini yumuşat

ve sinelerini daimî bir sevgiyle doldur! Ya Rabbi!

Ey kalbleri evirip çeviren Sultanlar Sultanı!

Bizim kalblerimizi de, onların kalblerini de sevdiğin ve hoşnut olduğun güzelliklere çevir! Ya Rabbi!



Allahım

Sen bizlere bizi aşan istidat ve kabiliyetler ver

ve lutfedeceğin bu kabiliyetleri

senin rızan yolunda kullanmayı

bizlere nasip eyle ya Rabbi!

16 Haziran 2010 Çarşamba

YAŞADIKLARIMDAN NELER ÖĞRENDİM?

YAŞ



YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.

YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

YAŞ 13 Annemle babamın elele tutusmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.

YAŞ 15 Bazan hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.

YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.

YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.

YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.

YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..

YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.

YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 64 Mutluluğun parfum gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.



"Dün sabaha karşı kendimle konuştum.

Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.

Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum"



ÖZDEMİR ASAF

15 Haziran 2010 Salı

BEKLE DEDİ

BEKLE DEDİ


bekle dedi gitti
ben beklemedim , o da gelmedi

ölüm gibi bir şey oldu

ama kimse ölmedi
 


ÖZDEMİR ASAF

14 Haziran 2010 Pazartesi

KAÇ KİŞİYİZ?



Bugün izleyici sayım 100 kişi oldu.Bloğumu izlemeye değer bulan,destek olan,güzel yorumlarda bulunan tüm arkadaşlara teşekkür ederim.
Blog arkadaşlıkları olmadan,yorumlar olmadan blog yazmanın da tadı olmadığını düşünüyorum . Beni ziyaret edip izleyen arkadaşları ben de izlemeye çalışıyorum. Herkesin birbirine destek olması,dostlukların devamında hep beraber olmak dileğiyle herkese sevgiler...

13 Haziran 2010 Pazar

OSHO

Osho'dan genelde aynı duygu durumu olduğu sanılan yalnızlık ve tek başınalık halleri arasındaki farkı anlatan bir yazı..








"Yaşamlarımızda 'önemli' bir başkası olmadığında kendimizi

ya yalnız hissederiz ya da yalnızlığın getirdiği özgürlüğün tadını çıkarırız.

Derinden hissettiğimiz gerçekler konusunda başkalarından

destek alamadığımız zamanlar,

kendimizi ya yalnız ve acı dolu hissederiz

ya da vizyonumuzun, ailemizin, dostlarımızın veya

iş arkadaşlarımızın onayına olan insani gereksinimimizin

üstesinden gelecek kadar güçlü olmamıza seviniriz.


Yaşama bakış şeklimiz yolumuzu belirler.


Yalnızlık kelimesi bile insanın içinde bir üzüntü yaratmaya yeter.

Bu sadece yanlış bir çağrışım, yanlış bir yorumdur.

Buna yalnızlık yerine tek başınalık demek daha doğrudur.



İnsanlar yalnız olduklarında üzülmeleri gerektiğini düşünürler.

Bu doğru değildir...


İnsanlarla olmanın getirdiği mutluluk son derece yüzeyselken,

kendi başına olduğunda beliren mutluluk ise muazzam bir

derinliğe sahiptir. Tek başınalık üzüntü getirmez.

Tek başınalığın en derinlerine bir kez olsun inmişsen,

artık her türlü ilişki sana yüzeysel gelecektir.



Tek başına olduğunuz zaman yapayalnız değilsiniz.


Yalnızlık ile tek başınalık arasında büyük bir fark vardır.
Yalnız olduğunuz zaman bir başkasını düşünmektesinizdir,

bir başkasını özlemektesinizdir.

Yalnızlık olumsuz bir durumdur.

Diğeri -dostunuz, kocanız, karınız, anneniz, sevgiliniz - yanınızda olsa

daha iyi olacağınızı hissediyorsunuzdur.

Diğeri yanınızda olsa çok iyi olacaktır ama değildir.



Kişinin er ya da geç yalnızlıkla karşı karşıya gelmesi gerekir.

Bir kez onunla yüzleştiğinde, yalnızlık renk değiştirir,

nitelik değiştirir. Tek başınalığa dönüşür.


Yalnızlık diğerinin yokluğudur.


Tek başınalık, yanınızda kendinizin olmasıdır.



Tek başınalık çok olumludur.

Bir varlıktır, bol bir varlıktır.

Varlıkla o kadar dolusunuzdur ki , varlığınızla tüm evreni

doldurabilirsiniz ve başkalarının varlığına ihtiyaç kalmaz.

Yalıtılmışlık içinde üzüntü ve sefaleti barındırırken,

kendi başınalık gerçek mutluluğa dair bir enginliğe sahiptir."


.Osho'nun bu konuya ışık tutan bir yazısını paylaşmak istedim bugün. Bakın bakalım içiniz ne diyor ? Siz yalnız mısınız? Yoksa tek başına mı?

12 Haziran 2010 Cumartesi

HAYAT KISA

Hayat kısa,


Kuşlar uçuyor.

Cemal Süreya

OSHO KİMDİR?

Hindistan’ın Madhya Pradesh eyaletinde Kuchwada da 1931 yılında 11 Aralıkta dünyaya gelmiştir. İlk çocukluk yıllarında başkaları tarafından verilen bilgiler ve inançları edinmektense, gerçekliği kendinin deneyimlemekte ısrarcı olan bir asi ruhu vardır.


21 yaşında üniversite öğrenimini tamamladı. Jabalpur üniversitesinde yıllarca felsefi dersleri verdi. Aynı zamanda tüm Hindistan’ı dolaşarak konuşmalar yaptı. Halka açık tartışmalarda tutucu din liderlerine meydan okudu.

Geleneksel inanışları sorguladı ve hayatın tüm alanlarından insanlarla bir araya geldi.

Osho kendi hayatını anın zamansız boyutunda yaşamanın kapısını keşfetmiş birisidir. O kendisini gerçek bir “varoluşçu” olarak adlandırmıştır.

İnanç sistemlerini ve çağdaş insan psikolojisini anlamasında ufkunu geliştirecek bulabileceği her şeyi ama her şeyi okudu.



1960’ların sonuna doğru Osho, artık kendi dinamik meditasyonunu geliştirmeyi başlamıştı. Meditasyonun o rahat, düşüncelerden arınmış biçimini keşfetmeyi umut edilmesi için öncelikle geçmişin modası geçmiş yöntemlerinin ve günümüzün modern hayatının getirdiği sıkıntıların ağırlığı altında ezilen çağdaş insanın çok derin bir ruhsal temizlenme sürecinden geçmesinin şart olduğunu söylemiştir.



1970’lerin başlarında ilk olarak bazı Batılılar Osho’dan haberdar olmaya başladılar. 1974 te Hindistan’ın Pune şehrinde onun çevresinde bir “komün” kuruldu. Ve başlangıcında Batıdan tek tük gelen ziyaretçiler zamanla çoğaldı.

Osho insan bilincinin gelişiminin tüm yönleri hakkında konuşmalar yaptı.

Çağdaş insanın ruhsal arayışları için önemli olan şeylerin özünü entelektüel anlayış içinde değil, kendi varoluş deneyimi ile süzdü.

O, hiçbir geleneğe ait olmadığını açıklamıştır.



“Ben tamamen yepyeni bir dinsel bilinçliliğin başlangıcıyım” demiştir. Ayrıca;



“ Beni geçmişle bağlantılandırmayın, onu anımsamaya bile değmez” der.

Yakın öğrencilerine ve dünyanın her yerindeki izleyenlerine yaptığı konuşmalar ve otuzdan fazla dile çevrilmiş altı yüzden fazla cilt halinde yayınlanmıştır.



Osho 1985 yılında göçmenlik yasalarını ihlal etmek suçundan gözaltında olduğu sırada 19 ocak 1990 tarihinde bedenini terk etti. Amerikan hükümet ajanlarınca zehirlenerek öldürüldüğü iddia edilmektedir.



Onun Hindistan’daki komünü, meditasyon, terapi, beden çalışmaları ve yaratıcılık programlarına katılabilmek için yada sadece bir Buda alanı içinde olabilmeyi deneyimlemek isteyen binlerce uluslar arası ziyaretçi çekerek, dünyanın en büyük ruhsal gelişim merkezi olabilmeyi başarmıştır.



Ülkemizde de Osho Meditasyon merkezi bulunmaktadır. “Kendini tanı” anlamına gelen KUN adındaki bu merkez Beyoğlu/İstanbul-Tünel’de açıldı.

Günlük olarak Dinamik ve Kundalini Meditasyonlarının yapıldığı merkezde, dünyanın pek çok ülkesinden gelen hepsi Hindistan Puna’daki Uluslar arası terapistleri olan grup liderliği eşliğinde “workshoplar” , grup çalışmaları yapılmaktadır.

11 Haziran 2010 Cuma

KUŞ HATIRALARI


Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar

rüyalarımıza melekler uğrardı.













Kapımızdan yoğurtçu

bahçemizden ishakkuşu

kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.















kışın bir sobamız olurdu

sobanın yanında kedimiz

kedinin önünde yün yumağı

bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.




Yerli malı kullanan

yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili

kuru incir üzüm fındık

tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren

kuru üzüm inciri satan

karşılığında


çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan

bir toprağın fertleri...


Biraz yoksul biraz mütevekkil

biraz mahcup biraz kırılgan










biraz naif ama hep umutlu...




Özlerdik .

Memleketteki halamızı

ince doğranmış bir dilim pastırmayı


yurttan sesler korosunu

akşam komşuluklarını

radyo tiyatrolarını





sabah ezanını

kalaycıyı bozacıyı

münir nurettin şarkılarını


orhan boran yarışmalarını

kandil gecelerini

duvarlarımızın sarmaşıklarını

bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını


okul önü koz helvalarını

akşam oturmalarını

ve hayatı...





Top oynardık

ip atlar kedi kovalar

taşlarla birbirimizin başını yarar

mahalle savaşları çıkarır

gece olunca da tutar babalarımızın elinden


yazlık sinemaya gider

Sadri Alışık ,Vahi Öz


Belgin Doruk ,Cüneyt Arkın seyreder


Olimpos gazozlar içer

güler eğlenir bağırır cağırır


dönerken yıldızları sayardık.

Sıkı çocuklardık.




Hepimizin birer yıldızı vardı

onlara isim takardık

onlar da bize isim takardı


pus ve dumandan önce bu şehrin

 gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.

Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik



biz kimseden yana değildik.

Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri

olmazdı.


Bir değirmendeydik

öğütülen


öğütülürken türküler söyleyen

buğday başaklarına benziyorduk.

Ben

çorbalardan tarhanayı

yemeklerden kurufasulyayı

sigaralardan harmanı

belki bunun için çok sevdim.


Yollar bozuk musluklar bozuk

ziller bozuk paralar bozuk

ama adamlar sağlamdı.




Bu şehrin yıldızları vardı.


Saçlarına kurdelalar takan

çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına

leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan

gözleri önlerinde

yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde


küçük çocukları vardı bu şehrin

bu şehrin yıldızları vardı.



Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.

Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.


Taksim'den Fatih'e troleybus kalkar

Şişhane'de mutlak raydan çıkardı.


Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.












Muammer Karaca adına bir tiyatro binası yoktu

bizzat kendisi vardı.



Başımız ağrırdı komşumuz vardı

gönlümüz daralırdı komşumuz vardı



Çorbamızı umutlarımızı

memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız

vardı.



Geceleri bekçimiz

gündüzleri sütçümüz

bizim kadar zayıf da olsa

nohuta makarnaya alışmış da olsa


Sarman adında bir kedimiz


ceplerimizde kırık misketlerimiz















çamur bulaşığı ellerimiz

ve gülümseyen bir yüzümüz



göstermekten utanmayacağımız bir içimiz

bir araya gelerek çektirebileceğimiz


bir aile fotağrafımız vardı.




Bir sabah bütün iyi şeylerin

Ayvansaray iskelesinden

hayal ülkesine doğru demir alan


bir şirket-i hayriyye vapuru gibi

aramızdan ayrıldığını gördük.




Sonra Ayvansaray'ın suları çekildiğini yazdı

gazeteler



Süheyla hanımın Raci beyin

Melahat Mehveş ablanın

Niko'nun Ercüment efendinin çekildiğini ise

yazmadılar nedense

Ama yok ama yoklar.




Ne harman sigarası kaldı geriye

ne olimpos gazozu

ne Sadri alışık.


Kalan bir tortuydu belki.

Belki kırık bir rüya denizi


belki suya düşürdüğümüz suretimizin

cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.

Herşey Maltepe sigarasının

her arandığında

her bakkalda bulunabilmesi ile

büyüsünü kaybetmişti belki de.

belki de biz bir rüya mı görmüştük?



Hadi hepsi yalandı.

Hadi hepsi hayaldi.

Hadi hepsini ben uydurmuştum


Ama rüyalarımızın melekleri

ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?


Ya onlar?

Onları siz de görmediniz mi?

Sizin de sofranıza konup


rüyalarınıza uğramadılar mı?

Onlar da mı yalandı?



İBRAHİM SADRİ