29 Temmuz 2010 Perşembe

ALİ NAZİK


MALZEMELER

3 adet patlıcan
1 kase yoğurt
150 gr kıyma
1kaşık yağ
1-2 diş sarımsak
tuz,karabiber,kırmızı biber

YAPILIŞI

Patlıcanlar közlenip kabukları soyulur.İnce ince kıyılır.Servis tabağına alınır.Sarımsaklar dövülüp yoğurtla karıştırılır.Patlıcanların üzerine dökülür.Kıymayı yağda  (varsa tereyağında)  kavurup,kırmızı ve karabiberi eklenir.Kıyma sosunu yoğurtlu patlıcanın üzerine gezdirip,maydonozla süslenir.Afiyet olsun

28 Temmuz 2010 Çarşamba

HAZIR MUFİN



YOĞURTLU SEMİZOTU SALATASI






Semizotu salatası yaz sıcaklarında yapılan ,oldukça serinletici ve iştah açıcı bir

salatadır.

Malzemeleri

Yıkanıp ayıklanmış semizotu

Yoğurt

2 adet salatalık

2-3 diş ezilmiş sarımsak

Nane,dereotu

Hazırlanışı

Malzemelerin hepsini çırpılıp az su ile seyreltilmiş  yoğurtla

karıştırıp,salatalıkla süslüyoruz.Arzu eden içine şekilli buz kalıpları

atabilir.Afiyet olsun

FIRINDA PATATESLİ TAVUK


Pratik bir yemek olan fırında tavuğu anlatmaya gerek yok,ama arşivdeki resmini koymadan edemedim.
Fırın torbasını unlayıp, soyulup iri doğranmış patatesleri ve yıkanıp derileri soyulmuş tavuk butlarını , tuzu,karabiberi ve rende domatesi,yeşi biberi ekleyip ağzını bağlıyoruz.Torbanın üzerine birkaç delik açıp 180 derecede  30-40 dakika pişiriyoruz.Hepsi bu..Afiyet olsun..

27 Temmuz 2010 Salı

ÇİĞ BÖREK

Yapımı çok kolay,oldukça da lezzetli olan bu böreği deneyin derim.Ben fazla hamur işi bilmem.Büyük ve ince hamur açamam.Zaten çiğ börekte gerekmiyor.Pasta tabağı kadar merdaneyle yuvarlak formu kaybetmeden açabiliyorsanız lezzet garantisi veriyorum:)) E şimdiden kolay gelsin diyorum.



















Malzemeler (15 tane çıkıyor)

3 su bar.un (Kepek unuyla karıştırdım)
1.5 su bar. su
1 tatlı kaşığı tuz
 
İç Malzemesi
 
100 gr kıyma
1 soğan rendelenmiş
1 çay kaşığı tuz,karabiber
Yarım su bar.su
 
Hazırlanışı


 
Un, su ve tuzla  iyice yoğrulup yarım saat kadar üstüne ıslak bez örterek dinlendirilir. Hazırlanan hamur ince rulo yapılarak, bıcakla 15 bezeye bölünür.İri ceviz büyüklüğünde toplar yapılıp,merdaneyle pasta tabağı kadar açılır.
Kıyma, soğan,tuz ve karabiber iyice karıştırılıp azar azar su ilave edilir.Hazırlanan bu harç paylaştırılır(İçi sıvı olacak).Tüm hamura yayılır.Sonra ikiye katlanıp yanları iyice bastırılır.



Derin bir tencerede , kızgın yağda hafif sallayarak
arkalı önlü pişirilip,kağıt peçete serilmiş tabağa alınır.



Önceden hazırlanmış ayranla yenir,ardından da güzel bir çay iyi gider.Afiyet olsun.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Dohtur Bey


Dohtur Bey


verdiğin perhize budur gayratım,

bundan başka uyameyom dohtur bey!

üç sepet yumurta sabah kahvaltım,

teker teker sayameyom dohtur bey!



iki leğen pilav bir yayık ayran,

ister yağlı olsun isterse yavan,

yanına kesiyom beş kilo sovan,

yeyom yeyom doyameyom dohtur bey!




üç tencere bamya yerim bişinci,

yirmi tas su içip biraz koşinci,

her yanım sökülür karnım şişinci,

sağlam göynek giyemeyom dohtur bey!



şinciye acımdan çoktan ölürdüm,

sağolsun komşular gönderir dürüm,

bir guzudan çok yiyemem, var sözüm,

ayıp olur cayameyom dohtur bey!



bazı az geliyo beş kasa hurma,

yedi lahanadan yapıyoz sarma,

onuda mı yedin diye hiç sorma,

utanıyom deyemeyom dohtur bey!



günde iki çuval unum gidiyo,

avradım her sabah ekmek ediyo,

bir gazen fasille gönül ye deyo,

artırmaya gıyameyom dohtur bey!




senede gırk dönüm bostan ekerim,

benden başka kimse yemesin derim,

gavunu, garpuzu gabuklu yerim,

aceleden soyameyom dohtur bey!



bilmem bu işin sonu nere gider,

buyumuş gısmetim, buyumuş gader,

bir günde yediğim işte bu gader,

daha fazla yiyemeyom dohtur bey!



Bedirhan Gökçe

22 Temmuz 2010 Perşembe

Limon kabuğunun mucizevi faydaları...


İşte Prof. Öz'e göre limon kabuğunun mucizevi faydaları...

Kavurucu yaz sıcaklarından ruhumuz da bedenimiz de nasibini alıyor. Tek derdimiz biraz serinlemek de olsa, cilt korumasına olabildiğince çok dikkat etmeliyiz. Cilt bakımı için ucuz ve kolay yol sunan Prof. Mehmet Öz, limon kabuğunun yabana atılmayacak faydalarını anlattı.

Tümör gelişimini engelliyor

Limonun tadı güzeldir, serinletici etkisi vardır, C vitamini deposudur. Salatanıza katabilir, limonata içebilir veya yiyebilirsiniz. Kabuklarını kullanmak ise size bambaşka faydalar sağlayabilir. Yapılan bir araştırma ile limon kabuklarında bulunan dlimonene aadlı maddenin çok güçlü bir cilt dostu olduğu belirlendi. D-limonene, narenciye yağında bulunan ve tümör gelişimini engelleyerek cilt kanseri riskini önemli ölçüde düşüren bir bileşkendir.



D-Limonene etkisi

11.00-16.00 saatleri arasında güneş ışınlarından kaçınmanız gerektiğini zaten biliyorsunuz. Limon ve diğer turunçgillerden maksimum faydayı sağlamak için basit bir yöntem var: Ya gölgede tüketmeye çalışın ya da yerken hızlı davranın. Güneş ışınları etkisiyle elinizde tuttuğunuz parça limonun içindeki C vitamini 30 saniye gibi kısa bir sürede okside olur.

Riski düşürebilirsiniz

Sadece Amerika’da yılda 200.000 den fazla insan cilt kanserine yakalanıyor. Bu sorun son yıllarda ülkemizde de çok artış göstermeye başladı. Cilt kanseri güneşin parladığı her yerde kendini gösterebilir. Yüzünüzde, kulaklarınızda, ellerinizde ve dudaklarınızda oluşabilir. D-Limonene sayesinde bu riski çok düşürmek elinizde.

Yemeklere katın

Limon kabuklarına geri dönüyoruz. Kabukları çayınıza katarak hem lezzet hem de güçlü bir cilt bakımına kavuşabilirsiniz. Makarna sosuna limon kabuğu rendesi eklemek iyi bir alternatif. Rendelediğiniz kabukları salatanıza, yaptığınız keklere ve kurabiyelere de katabilirsiniz.

Kalbi rahatlatıyor

Limon kabuğu aynı zamanda sinir sisteminize olumlu etki yapar, bakterileri öldürür ve kalbi rahatlatır. Yapılan bir çalışmada, kadınların yumurtalık kanseri riskini de düşürdüğü ortaya konan limon kabuklarının bu özelliği de içeriğinde bulunan polifenollerden kaynaklanmaktadır.

Karaciğere yararlı




Son olarak cildimize yaptığı maksimum faydaları dışında limon kabukları, özellikle alkol alanlar için olmazsa olmazlardandır. Karaciğer ve safra kesesine yararlıdır, mide asiditesini giderir ve balgam söktürücü etkisi vardır. Yenilebilir cilt bakımına limon kabukları ile başlayın!

21 Temmuz 2010 Çarşamba

YEMEK SEVENLER

Yemekte aşk olduğunu keşfettim, başka hiç bir yerde kalmamış olsa da... Sindirim sistemim dayandığı sürece bu aşkın peşinden gideceğim.



Ernest Hemingway

TEREYAĞ

Hitler amca!


Bir gün bize de buyur.

Kakülünle bıyıklarını

Anneme göstereyim.

Karşılık olarak ben de sana

Mutfaktaki dolaptan aşırıp

Tereyağı veririm.

Askerlerine yedirirsin.





ORHAN VELİ KANIK

YILANBALIĞI

Şili'nin fırtınalı denizlerinde yaşar o pembe renkli yılanbalığı,


Kar gibi beyaz etiyle o devasa balık.

Ve Şili'nin kıyılarındaki tencerelerin içinde,

Yaratılmıştır o balık çorbası, yoğun ve nefis, besleyici

Yüzülmüş yılanbalığı götürülür mutfağa

Çıkıverir lekeli derisi eldiven misali

Görünüverir işte o zaman bu deniz ürünü, o körpe yılanbalığı

Işıldar artık çırılçıplak,

Hazırdır sunulmaya damak zevkimize.

Bak şimdi, alırsın sarmısakları, önce okşarsın o güzelim fildişini, koklarsın

Derken dövülmüş sarmısağı alıp koyarsın soğanla ve domatesle birlikte

Ta ki soğanlar alsın altın rengini.

O arada buğuda pişer o şahane deniz tekeleri,

Bir kez geldi mi kıvamına, tüm o lezzet birikti mi o sosun içinde

Özsuyundan oluşan okyanusun ve

Berrak suyundan soğanların ışığından çıkan

İşte o zaman girsin içine yılanbalığı

Dalsın o görkemin içine, tencerenin içindeki yağa gömülsün

Kasılarak çeksin içine.

Artık gereken tek şey katmaktır yemeğin içine dökerek kremayı

Kopkoyu bir gül gibi,

Sonra ateşin üzerine yavaş yavaş teslim edilir o hazine

Ta ki çorbanın içinde ısınsın tüm özleri, ve sofraya ulaşsın

Yeni evlenmiş olarak tüm tatları

Denizin ve toprağın

Öyle ki bu yemeğin içinde bulursun sen cenneti.



"Ode to conger chowder"/"Oda al caldillo de congrio", Pablo Neruda

Un helvası

Un helvası











Malzemeler:



- 100 gr. tereyağı

- 2 su bardağı un

- 1,5 su bardağı toz şeker

- 1 su bardağı süt

- 1 su bardağı su



Yapılışı: Süt ve su karışımı bir cezve içerisinde ısıtılır. Tereyağı tencerede eritilerek içerisine un ilave edilir. Un hafif pembemsi olana kadar kavrulduktan sonra şeker de ilave edilerek 2-3 dakika daha ateşte çevrilir. Süt ve su karışımı sıcak olarak tencere içerisine yavaş yavaş ilave edilir. Un, sütü tamamen çekene kadar karışım sürekli karıştırılır. Helva kaşığa yapışmayacak kıvama gelince ocağın altı kapatılarak tencerenin kapağı kapalı olarak 5 dakika dinlendirilir. Helvaya kaşıkla şekil verip servis edilir. Arzu edilirse üzerine tarçın, hindistan cevizi veya fındık kırığı dökülerek süslenebilir

TORBADA TÜRLÜ






Malzemeler;

• 250 gr.tavuk but, kuşbaşı

• 2 adet havuç

• 2 adet kabak

• 2 adet patlıcan

• 2 adet domates

•2 adet sivri biber

• 2 adet soğan

• 5-6 adet taze fasulye

• yarım çay bardağı zeytinyağı

• 3 diş sarımsak

• 1,5 fincan su

• tuz, karabiber,

• 1 yemek kaşığı kaşığı soya sosu ve 1 tatlı kaş.susam yağı (isteğe bağlı)

YAPILIŞI

1. Tüm sebzeleri yıkayıp kabuklarını soyup doğrayın..Sarmısakları bütün halde ,tuzu biberi ekleyin

2. Küçük doğranmış tavuk etlerini de ekleyip harmanlayın..15-20 dakika çukur bir kapta bekletin..yağı ekleyip tekrar harmanlayın..

3. Yanmaz fırın torbasını karışımla doldurup suyu ekleyin..ağzını bağlayıp tencereye yatık olarak yerleştirin.

Tencereye bir parmak aşacak kadar su doldurup torbanın üzerine bir küçük delik açın..tencerenin ağzınını kapakla örtüp yemeği pişirin,yaklaşık 40 dk..ılınınca torbayı yırtarak servis tabağına sosuyla servis yapın..afiyet olsun..

SENİN İÇİN




Aşkla doludur her şey.

Bu gözlerdeki

Bu sözcüklerdeki

Aralarındaki bu hüzünlü sessizlik aşktır.

Dünyaya geldiğimizden beri hiç olmamıştık böyle

Beklediğim sendin! Sendin beklediğim!

Sendin!

Cevahir Sipahi

Çeviri: Tuğrul Asi Balkar

15 Temmuz 2010 Perşembe

FIRINDA KABAK OTURTMA





MALZEMELER



4 adet kabak
Az zeytinyağı
2 adet soğan
150 gr.kıyma
2-3 adey sivri biber
2 tane domates
1tk.salça
tuz,karabiber
2-3 diş sarımsak
dereotu

YAPILIŞI


Kabakları soyup,yuvarlak olarak dilimliyoruz. (Çok ince olmasın.) Tencereye aktarıp az suda hafifce haşlıyoruz.Haşlanan kabakları,az yağ gezdirilmiş yayvan  tencereye diziyoruz.
Ayrı tavada doğranmış soğanları az yağda kavuruyoruz.Üzerine kıymayı ekleyip karıştırıyoruz.İçine ufak ufak doğranmış biberleri,ezilmiş sarımsakları ve rendelenmiş domatesleri  de katıp kavurmaya devam ediyoruz.
Daha sonra ir tatlı kaşığı salçayı ekleyip,tuzunu karabiberini atıp karıştırıyoruz.İndimeye yakın dereotunu ince ince doğrayıp üzerine serpiyoruz.
Kavrulmuş bu malzemeyi kabakların üzerine gezdiririyoruz.Tencereye bir kepçe kabakların haşlama suyundan ekleyip ağır ateşte pşmeye bırakıyoruz.Bir taşım kaynatıp ocaktan alıyoruz.(15-20 dakika) Afiyet olsun

ÇEKİLİŞ VAR


Bu makyaj setini kazanmakiçin bir tık




Son katılım 31 Ağustos2010

ÜZÜM YEŞİLİ



Gel benim üzüm yeşilim

Yandaki zeytine gidelim

Gel benim üzüm yeşilim

Çam ağacına gidelim

Zeytinin rüzgarı tir tir

Çam ağacınınki pir pir

Benimki oldum olası delidir

Gel benim üzüm yeşilim

Nar ağacına gidelim

Gel benim üzüm yeşilim

Trabzon üzümüne gidelim

Gel benim üzüm yeşilim

Yeşillerin gönüllüsü

Yeşillerin durucusu

Haydi bakkala gidelim

Bir kilo üzüm alalım

Torba kağıdına girmeden

Yürü çeşmeyi boylayalım

Yıkansın üzüm yeşilim

Sonra salkım almalı

Çarşının içine dalmalı

"Var mı" "Var mı" diye sormalı.

Üzümün böyle derlisi

Yeşilin böyle toplusu.

Gel benim üzüm yeşilim

Haydi maviye gidelim

Biz değmesek

Mavi küser

Mavi bizsiz ne halteder

Gel benim üzüm yeşilim

Yeşillerin en nazlısı

Sen üzümün yeşilisin

Üzüm olman şart değil

Bir çok dallara konarsın

Hatır sualler sorarsın

Gel benim üzüm yeşilim

Seninle Bedros´a gidelim.



Bedri Rahmi Eyüboğlu

14 Temmuz 2010 Çarşamba

BİR SÖYLEŞİ (SAĞLIK)

AYDINLIK- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.


DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.

AYDINLIK- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?

DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.

AYDINLIK- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu

yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?

HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…”

DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

AYDINLIK- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.

DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara “şunu yiyeceksin” diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

AYDINLIK- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.

DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika’da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, “öldürücüdür” yazısı konuyor.



AMERİKA’NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…



AYDINLIK- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?

DEMİRKOL- Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920’li yıllarda Amerikan başkanı “benim köylüm mısırdan kalkınacak” fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40’ı Amerika’dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal’dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.


KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

AYDINLIK- Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.

DEMİRKOL- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.



“KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ”



AYDINLIK- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?

DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130’a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de

60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara “kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme” diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.

Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.



ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI


AYDINLIK- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?


DEMİRKOL- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. “Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var.” Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki “Esansiyel amino asitler vardır”. Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.

AYDINLIK- Antep yöresinin yuvalaması gibi..

DEMİRKOL- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3’e ihtiyacımız var. Türkiye’de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri “biz dünyayı nasıl doyuracağız” yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.



İNEK NE YEMELİ ?

Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15’i geçmiyor.

Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB’dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla “ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi” geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.

AYDINLIK- Demek Amerika’dakilerin varmış.

DEMİRKOL- Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.



HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ ?


AYDINLIK- Ne fark var arasında?

DEMİRKOL-. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak omega-3’tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok omega-6 aldığımız için artık omega-3’e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.

Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3’e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6’dır. Bundan 40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.


DEPRESYONUN ÇARESİ


AYDINLIK- İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?

DEMİRKOL- Oran önemli. Omega-6’yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık omega-3’ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3’ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.

AYDINLIK- Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.

DEMİRKOL- Tabii. Omega-3’ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.


ÇAY VE ZEKA


AYDINLIK- Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?

DEMİRKOL- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye’nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye’nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır . Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı.

Türkiye’de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.

AYDINLIK- Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?

DEMİRKOL- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir.

AYDINLIK- Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor.



“ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!”


DEMİRKOL- Üç saat. Ben tekrar omega-3’e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3’ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp “inme” veya “enfarktüs” olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı. Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6’yı çok tükettiğimiz için omega-3’ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.



AYDINLIK- Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı?

DEMİRKOL- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.



“ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI”

AYDINLIK- Acaba “tadı güzel” dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı?


Güzel nedir?

DEMİRKOL- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, “benim annem böyle yapıyor” diye?

AYDINLIK- Ben güzel yemek yaparım.

DEMİRKOL- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.

AYDINLIK- Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için “bak bu güzeldir” deniyor çocuklara.

DEMİRKOL- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.



SPOTLAR (ÖNEMLİ BİLGİLER)



“Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.”



“Türkiye’de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten.”



“Yapay yem üreticileri ‘biz dünyayı nasıl doyuracağız’ yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.



Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.





Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur.



Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15’i geçmiyor.



Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.



Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir

zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor.






AYDINLIK- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu



yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?

“HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…”

DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

AYDINLIK- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.

DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara “şunu yiyeceksin” diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

AYDINLIK- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.

DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika’da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, “öldürücüdür” yazısı konuyor.

9 Temmuz 2010 Cuma

İLGİNÇ KONULAR_2

  1. İlk Osmanlıakçesini bastıran padişah: Orhan Gazi
  2. İlk kez portresini yaptıran padişah .Fatih Sultan MEHMET
  3. 1889-1948 yılları arasında yaşamış,adı bir deri hastalığına verilen Türk doktorunun adı:Behçet hastalığı
  4. Karacigerin görevini yapamaması sonucu oluşan,genellikle alkoliklerde görülen bir hastalık :Siroz
  5. Kandaki alyuvarların içinde olur ve dokulara oksijen götüren hücre adı :Hemoglobin
  6. Latin Amerika'nın kurtarıcısı,Venezuella'nın kurtuluşu için savaşan,Bolivya'ya adını veren ünlü = Simon BOLİVAR
  7. Etyopya(Habeşistan=Köleler Ülkesi) 'nın Aslanlar aslanı olarak anılan kralı :Halile Selasiye
  8. Milliyetçi Çin (Formozo) Tavvan'ın başkanı :Can Kay Şek
  9. Kanarya adaları 7 adadan meydana gelir.Bunlar hangi ülkeye aittir :İspanya
  10. Pakistan'ı Afganistan'a bağlayan 50 km. uzunluğunda ,Afganlılar burda İngilizleri bozguna uğratmış bu Filmlere konu olmuş,Asya 'nın ünlü geçitinin adı: EBER
  11. Balinalar ciğerlerindeki havayı bir saat tutabilirler.Peki balinalar havaya ne püskürtür? HAVA (Ciğerlerindeki rutubet bunu su gibi gösterir)
  12. En zeki maymun Afrika'da yaşar. Duygularını insan gibi gösterir,tek yapamadığı konuşmaktır. Bu maymunun adı? Şempanze
  13. Zehirli bir yılan türü olan kobranın , ülkemizde yaşayan türünüm adı: Engerek
  14. Norveç'in yetiştirdiği en ünlü bestecinin adı :  Edvard GRIEG (Gerik)
  15. Kuğugölü ,Uyuyan Güzel,Fındıkkıran Bale müziklerinin Rus bestecisi : ÇAYKOVSKİ
  16. Çalarken kemanının tellerini kopartan  İtalyan keman virtiözü,(1782-1840) :PAGANİNİ
  17.  Yirmi beş seneye yayılan bir çalışma sonunda bitirip 1869’da yayımladığı Duygusal Eğitim’de, kendi gençlik yıllarından hareketle bir “nesil hikâyesi” anlatan,Madam Bovari'nin yazarı :Gustav Flaubert
  18. 1850-1923 yıllarında yaşamış Fransız yazar.Deniz Subayı takma adını kullanarak yazılar yazmış bir yazar ,oryantalist.Can cekişen Türkiye adlı kitabı var ve Türk dostu :Pierre Loti
  19. Julien Viaud'yu Piyer Loti yapan kadın : Aziyade
  20. Kurtuluş Savaşı'nda yurdumuzda gazeteci olarak bulunan Amerika'lı yazar.Eserleri :Silahlara Veda,Çanlar Kimin İçin Çalıyor? : Ernest Hemingway

ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYI

ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYININ YARARLARI...

Zeytin Yaprağı çayı ve ekstresi tüm grip mikroplarını öldürüyormuş. Domuz ve kuş gribi dahil... Nasıl mı?


Türk bilim adamları domuz ve kuş gribi mikrobunu parçalayıp yok eden oleuropein maddesini doğal yoldan bulmuşlar,bu madde en çok zeytin yaprağında bulunuyor. Zeytin yaprağını çay yaparak içmek yeterli…


Sağlıklı günler....



ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYI


Zeytin yaprağı, doğal bitkisel antibiyotik ve antioksidan olması nedeniyle hastalıklardan

korunma ve hastalıkların tedavisinde etkin rol oynayabilir. Zeytin yaprağında bulunan

"oleuropein" ve "eleonik" asit aktif bileşiklerinin antimikrobiyal ajan olarak görev yaptığı bilimsel araştırmalarca kaydedilmiştir. Bu maddelere bağlı olarak zeytin yaprağı çayı, ile vücuda giren mikropları, vücudun doğal bağışıklık sistemi tepki gösterinceye dek yavaşlatır

Zeytin yaprağı, etkileri sarımsak ve soğana da benzeyen doğal bir antibiyotik ve antioksidan- dır.


Düzenli olarak hastalıklardan korunma amaçlı tüketilebileceğ i gibi doğrudan hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir.

Zeytin ağacının tamamında bulunan ve acı-buruk bir tadı olan oleuropein, zeytinin işlenmesi sırasında uzaklaştırılır. Oysa ki zeytin ağacının hastalık ve zararlılara karşı direncini sağlayan en önemli savaşçının oleuropein olduğu düşünülmektedir. Oleuropein' in içeriğinde bulu-nan "elenolik asit" ve oleuropein türevi olan "kalsiyum elenolat" çok çeşitli mikroorganizma gruplarını uzak tutma özelliğine sahiptir.


Bugün çok az insan, zeytin yaprağının çok faydalı kullanımı kolay tıbbi bir bitki olduğunu bilir. Zeytin yaprağı kullanımı daha çok Akdeniz ülkeleri insanları tarafından kullanılmakla beraber son yıllarda birçok ülke tarafından da bitkisel ilaç olarak kullanılması bu konudaki araştırmalara hız vermiştir.

ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYININ YARARLI ETKİLERİ

ANTİMİKROBİYAL ETKİ

Zeytin yaprağı çay olarak tüketildiğinde vücuda alınan oleuropein iki enzim tarafından elenolik aside dönüştürülür. Elenolik asit daha öncede belirttiğimiz gibi yüksek antimikrobiyal etkiye sahiptir. Bakterilerin hücre duvarını etkiler ve böylece doğal yolla bağı-şıklık sistemi güçlenmiş olur. Böylece birçok antibiyotiğe direnç kazanan mikro organizma ve dolayısıyla bunların neden olduğu birçok hastalık doğal yollarla ortadan kaldırılmış olmaktadır.


ANTİOKSİDAN ETKİ

Soluduğumuz havadaki oksijen, vücut içinde serbest radikaller adı verilen ve toksik (zehirli) etki gösteren bazı maddelerin oluşmasına neden olur. Demirin paslanması ve balığın sudan çıktıktan sonra ölmesi, oksijenin zararlı etkilerine örnektir. Antioksidanlar, vücudumuzda kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışardan sigara, alkol, kirli hava v.s. ile alınan zararlı maddelerin (serbest radikallerin) nötralize edilmesini sağlar.


Antioksidanların yardımı ile hastalıkların oluşumu önlenebilir, hormonal denge korunabilir, yaşlanma süreci geciktirilebilir. Zeytin yaprağı ekstraktı yüksek antioksidan aktiviteye sahiptir. Bu etki oleuropein bileşiğiyle beraber tabloda verilen diğer fenolik bileşiklerin sinerjik etkileri sonucu meydana gelir. Vitamin C ve E nin gösterdiği antioksidan aktivitenin yaklaşık 2,5 katı kadar daha yüksek bir antioksidant aktiviteye sahiptir.

KORONER DAMARLAR ÜZERİNE ETKİSİ


İn-vivo şartlarda yapılan birçok çalışma oleuropein' in vasodilator (damar genişletici) etki yaptığını, tansiyonu düşürdüğünü ve anti-aritmik özellik gösterdiğini ortaya koymuştur. Aynı zamanda LDL kolesterol seviyesinde düşmeye neden olduğu sonucuna varılmıştır. Kalp rahatsızlıkları nda zeytin yaprağı çayı ile iyi sonuçlar elde edilmektedir. Laboratuar ve klinik çalışmaların sonucu olarak, zeytin yaprağı çayı kalp yetmezlikleri, damar tıkanıklıkları üzerinde de etkili bulunmuştur.


HYPOGLİSEMİK ETKİSİ


( KAN ŞEKERİ SEVİYESİNİ DÜZENLEME )


Yine yapılan in-vivo (canlı vücudunda) çalışmalarda, zeytin yaprağının etken maddesi oleuropein, hipoglisemik etki göstermiş ve yüksek kan şekeri seviyesinde düşme gözlenmiştir.


ZEYTİN YAPRAĞI


Zeytin ağacı (Olea europaea) Oleaceae familyasına ait herdem yeşil bir bitkidir. Zeytin yaprakları binlerce yıl önce insanlar tarafından hastalıkların tedavisinde çare olarak kullanılmıştır. Son yıllarda dünyada, doğal organik bitkiler üzerindeki araştırmalar gittikçe önem kazanmaktadır. Özellikle Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü zeytin yaprağının 21. yüzyılın en önemli doğala antimikrobiyal, antiviral bir etkiye sahip çok önemli bir bitki olduğunu belirtmiştir. Bu konuda 69 kitap, 1800 den fazla makale, dergi ve çeşitli yayınlar yapılmıştır.


Zeytin ağaçları dünyadaki en dayanıklı ağaçlardandır. Uzun süreli yaşamlarını büyük ölçüde kendilerine hastalık ve zararlı-lara karşı direnç kazandıran "oleuropein" adlı bir madde üretmelerine borçludurlar.


40 yılı aşkın bir süredir kullandığımız antibiyotiklere karşı artık çoğu mikroorganizma direnç kazanmıştır. Geçmiş zamanlarda antibiyotiklerle tedavi edilebilen bir çok hastalık, artık tedavi edilemez hale gelmiştir. Bakterilerin ve virüslerin bu ilaçlara daha dirençli hala gelmeleri antibiyotiklerin aşırı doz alımı ya da yanlış kullanılmasının bir sonucudur. İşte zeytin yapraklarında bulunan "oleuropein" maddesi ve hidrolizleri, antibiyotiklere direnç kazanmış mikroorganizmalar üzerinde etkili ve çok değerli bir bileşendir.



Bugüne kadar zeytin yaprağında 100'e yakın madde elde edilmiştir. Yaprakta bulunan bu maddeler zeytin çeşidini uygulanan kültürel tedbirlere, yetiştiği bölgeye ve hasat zamanına göre farklılıklar gösterir.Yaprakta bulunan fenolik ve flavonait bileşikler vücudun bağışıklık sistemini güçlendirip hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlar.Yaprakta 60-90mg/gr oranında oleuropein bileşiği bulunmaktadır.


ZEYTİN YAPRAĞININ ETKİLİ OLDUĞU DİĞER RAHATSIZLIKLAR VE MİKROORGANİZMALAR


Kan Şekeri Seviyesini Düzenleme

LDL Kollestrol Seviyesini Düzenleme

Antioksidan Etki

Bronşit

Soğuk Algınlığı

Kulak Enfeksiyonları

Fibromalarya

Fungal (Mantar) Enfeksiyonları

Herpes Virüsü

Salmonella sp.

Kandidiyasis

Dizanteri

Streptococcus sp.

Kandidiyasis

Dizanteri

Streptococcus sp.

Hepatit A,B,C

Zatürre

Cilt Rahatsızlıkları

Zona

Romatizmal Hastalıklar


ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYI KULLANIM ÖNERİSİ

Bir çay kaşığı kuru yaprak, bir bardak sıcak suya konur ve 2-3 dakika demlenmeye bırakılır.. Süzülür ve böylece zeytin yaprağı çayı hazırlanmış olur. Günde 2-3 bardak önerilen dozdur.

8 Temmuz 2010 Perşembe

İYİ KANDİLLER

Tüm arkadaşlarımın kandilini kutluyorum.

İLGİNÇ KONULAR_1


  1. Sultan Abdülmecit Dolmabahçe Sarayını yaptırmış.
  2. Sultan Aziz Avrupa'dan tablolar getirtmiş.
  3. Şeker Ahmet  Paşa 1872 yılında ilk sergiyi açmış.
  4. Sultan Abdülhamit Güzel Sanatları açmış.Yönetiçiliğini Osman Hamdi BEY yapmış.(1883)(Sanayi Nefise)
  5. Kanuni SultanSüleymanın oğlu 2.Selim tarafından Edirne'dekiSelimiye cami yaptırılmış.(1569-1675)
  6. Mimar Sinan'ın Şehzade Cami -Çıraklık Süleymaniye-Kalfalık
    Selimiye-Ustalık eseridir.
                                                  
  7. Roma İmparatorluğunun kurucusu VENİ_VİDİ _VİCİ (geldim,gördüm,yendim), Roma'da2. olmaktansa,bir köyde 1. olmayı yeğ tutarım diyen komutan:SEZAR
  8. Antonyo ve Klopatra,Bir yaz gecesi rüyası,Hırçın kız,Otello,Romeo ve Julyet,Venedik taciri,Hamlet,Macbet,Kral Lear eserlerinin yazarı=W.Shakespeare
  9. Sultan Ahmet Cami(Mavi Cami) -Sultan 1.Ahmet tarafından 1609-1616 yılları arasında Sedefkar Mehmet Ağa 'ya yaptırılmıştır.
  10. Hecenin 5 şairi •Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972

    •Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971

    •Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949

    •Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967

    •Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973
  11. Garipciler-Garipçiler: Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu’nun oluşturduğu bir topluluktur.


    Onlara göre şiir, her yerde görülen basit şeyleri anlatmalıydı. Alaycı ve nükteciydiler. Aydınları bırakıp halka yöneldiler. Şiirde, ölçü, kafiye, bent gibi durumlar yok sayılmıştır. Serbest şiir egemen olmuştur
  12. 7 Meşaleciler-Bu topluluk, 1928 yılında ortaya çıkmış, şiir ve yazılarını da “Yedi Meşale” adını verdikleri kitapta toplamıştır.Bu topluluğu oluşturan sanatçılar şunlardır:


    Kenan Hulusi Koray, Cevdet Kudret Solok, Mu­ammer Lütfı, Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Vasfi Mahir Kocatürk, Ziya Osman Saba
  13. Yaşar KEMAL -Asıl adı (Kemal Sadık GÖKÇELİ)(d. 1923 - Hemite, Osmaniye) Türk Romancı, senaryo ve öykü yazarı.


     Eserleri

     Öykü

    •Sarı Sıcak, İst.: Varlık, 1952

    •Bütün Hikâyeler, İst.: Cem, 1975.

     Roman

    •İnce Memed, I. Cilt, İst., 1955

    •Teneke, İst.: Varlık, 1955

    •Orta Direk, İst.: Remzi, 1960

    •Yer Demir Gök Bakır, İst.: Güven, 1963

    •Ölmez Otu, İst.: Ant, 1968

    •İnce Memed, II. Cilt, İst., 1969 •Akçasazın Ağaları / Demirciler Çarşısı Cinayeti, İst.: Cem, 1974


    •Akçasazın Ağaları / Yusufcuk Yusuf, İst.: Cem, 1975

    •Yılanı Öldürseler, İst.: Cem, 1976

    •Al Gözüm Seyreyle Salih, İst.: Cem, 1976

    •Kuşlar da Gitti, (uzun öykü) İst.: Milliyet, 1978

    •Deniz Küstü, İst.: Milliyet, 1978

    •Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik I, İst.: Toros, 1980

    •Hüyükteki Nar Ağacı, İst.: Toros, 1982

    •İnce Memed, III. Cilt, İst., 1984

    •Kale Kapısı / Kimsecik II, İst.: Toros, 1985

    •İnce Memed, IV. Cilt, 1987

    •Kanın Sesi / Kimsecik III, İst.: Toros, 1991

    •Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana / Bir Ada Hikayesi I, İst.: Adam, 1997

    •Karıncanın Su İçtiği / Bir Ada Hikayesi II, İst.: Adam, 2002

    •Tanyeri Horozları / Bir Ada Hikayesi III, İst.: Adam, 2002.

    Destansı Roman 


    •Üç Anadolu Efsanesi, İst.: Ararat, 1967

    •Ağrıdağı Efsanesi, İst.: Cem, 1970

    •Binboğalar Efsanesi, İst.: Cem, 1971

    •Çakırcalı Efe, İst.: Ararat, 1972.

     Röportaj

    •Yanan Ormanlarda 50 Gün, İst.: Türkiye Ormancılar Cemiyeti, 1955

    •Çukurova Yana Yana, İst.: Yeditepe, 1955

    •Peribacaları, İst.: Varlık, 1957

    •Bu Diyar Baştan Başa, İst.: Cem, 1971

    •Bir Bulut Kaynıyor, İst.: Cem, 1974.

    •Allahın Askerleri, İst.: Milliyet, 1978 Deneme-Derleme


    •Ağıtlar, Adana: Halkevi, 1943

    •Taş Çatlasa, İst.: Ataç, 1961

    •Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazıları) İst.: Cem, 1974

    •Gökyüzü Mavi Kaldı, (halk edebiyatından seçmeler, S. Eyüboğlu ile)

    •Ağacın Çürüğü: Yazılar - Konuşmalar, (der. Alpay Kabacalı) İst.: Milliyet, 1980

    •Yayımlanmamış 10 Ağıt, İst.: Anadolu Sanat, 1985

    •Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: Yapı Kredi, 1997

    •Ustadır Arı, İst.: Can, 1995

    •Zulmün Artsın, İst.: Can, 1995.

    •Binbir Çiçekli Bahçe, İst.: YKY, 2009.
  14. Çocuk Romanı - Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, İst.: Cem, 1977

     Çeviri

    •Ayışığı Kuyumcuları (A. Vidalie; Thilda Kemal ile), İst.: Adam, 1977

4 Temmuz 2010 Pazar

YALNIZLIK


Yalnızlığı sevmiyorum
Yalnız kim ola ki

Kendim...

Kendimin kendini sevmiyorum

Kediler hariç...



Kahve ocakçısı olacaktım ben

Tuttum kavlimi

Yazdıklarımsa hep nafile

Hep nişanlı angaje ısloganlı

Can, diyorlar, bir kahve yap şu dümenin ağzına

Kallavi olsun!

Bende yoksa kahve, yemişçiden tedâriklenip

Ve cezveyi ateşe sürüp, üstüne yemeni, şekerini

Taşırmadan pişiriyorum


Biliyorum, bilmez miyim bu kahve ocağınnan

Ocağımızı bucağımızı

Isıtamayacağımı!


İşte onun için de içim titreyerek

Cezvenizi sürüyorum ateşe



Can YÜCEL

2 Temmuz 2010 Cuma

PORTAKALLI MUHALLEBİ



Malzemeler

1 lt süt
1 sb.un
1 sb.şeker
1 paket vanilya
1 yk tereyağı




Üstü için
1 yk.portakallı içecek tozu
1yk nişasta
su

Yapılışı


Tencerede yağla un biraz kavrulur.Yavaş yavaş süt eklenip karıştırılır.Bir taşım kaynayınca kaplara paylaştırılır.(2 parmak eksik olarak.)
Ayrı kaba portakallı içecek tozu(teng vb.) nişasta ve su koyup karıştırılır.Kaynayınca kapların üzerine ilave edilir.Afiyet olsun.