30 Eylül 2010 Perşembe

Kurutulmuş domates


Bu sene domates kurutmayı denedim.Gerçekten çabuk kurudu.Yapılışı oldukça basit ama ben arşivimde bulunmasını istediğim için yazıyorum.

Yapılışı

Domatesler yıkanır, dörde bölünür, bir tepsiye yağlı kağıt serilir.Domatesler üzerine sıralı olarak yerleştirilir, tuz serpilir,güneşe konur.Üzeri sinek konmaması için ince bir örtüyle(ben eski tül kullandım) kapatılır.Gerekirse 1-2 gün içinde çevirilir.
Hepsi bu kadar..
Kuru domates kışın bütün yemeklerinizde kullanabileceğiniz muhteşem bir lezzettir..Afiyet Olsun

29 Eylül 2010 Çarşamba

ETSİZ ÇİĞ KÖFTE

Bu pratik tarifi sizlerle  paylaşmak istedim .
















MALZEMELER
Yarım paket  ince bulgur(esmer bulgur da olabilir)

5 kaşık acı-tatlı biber salçası

2tane rende kuru soğan

2 rendelenmiş kırmızı biber

3-4büyük rende domates

1,5 kaşık domates salçası

1,5 yk.biber salçası

1 avuç dolusu sarımsak(Çekilmiş)

Karabiber,tuz,kimyon,kırmızı biber(Çiğ köffe baharatı varsa)

1çay bardağı  isot
yarım su bardağı kadar sıvıyağ

yeşil soğan ,maydanoz,nane,taze soğan

roka yaprakları ve kıvırcık

2 tane limon( ufak parçalara ayrılmış)

YAPILIŞI:

Malzemenin çokluğu sizi korkutmasın genelde evde olan malzemeler. Çiğ köfte baharatı yoksa kimyon , karabiber , nane , pul biber , yeni bahar bunları ya da bunlardan bir kısmını koyabilirsiniz.

Bulguru geniş bir kaba koyup domatesleri rendeleyip , dövülmüş sarımsak ve rende soğanı katıp , karıştırıp biraz dinlendirin.Sonrasında salçaları , kabuklarıyla küp küp doğranmış limonları koyup başlayın yoğurmaya .Tuzunu salçaların tuz miktarına göre ayarlamayı unutmayın. Baharatlarını,nar ekşisini  koyup tekrar yoğurmaya devam edin.Kurudukça elimizi suyla devamlı ıslatıyoruz.En son kıvamına gelmişse ince doğranmış maydanoz ,nane ve yeşil soğanı katıp yoğurup en son zeytinyağını azar azar ilave ediyoruz.Şekillendirip kıvırcık yayılmış servis tabağına diziyoruz . Üzerini roka yaprakları ve limon dilimleriyle süsleyip servis yapıyoruz .Afiyet olsun.

28 Eylül 2010 Salı

ÇOCUĞUNUZUN BAŞARILI OLMASINI İSTİYORSANIZ

ÇOCUĞUNUZUN BAŞARILI OLMASINI İSTİYORSANIZ..



Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken, içimden ’Daha önceki yıllarda yapılan yanlışları yapmayalım’ diye geçiriyorum. Bunu hem anne- babalar adına hem de eğitimciler adına diliyorum. Çünkü malum eğitimdeki yarış siyasetçilerinkiyle yarışacak düzeyde... Bir farkla, bu yarışın atları çocuklarımız...





Prof. Dr. Yankı Yazgan ’Düşe Kalka Büyümek’ adlı kitabında, ’Kişiyi ayakta tutanın, hayatta anne-baba artı

en az bir kişi tarafından ’adam yerine konmak’ olduğunu düşünüyorum’ diyor. Peki, çocuklarımız kendi

ayakları üzerinde dursun isterken biz onları adam yerine koyuyor, birey olmalarına gereken saygı ve özeni gösteriyor muyuz?



Yazgan; ’Çocukluğumuz kendi değerimizi biçtiğimiz dönemdir’ diyor; ’O değeri biçerken, sadece kendi kendimize değiliz; genellikle başkalarından bize yansıyan değerleri, içselleştiriyoruz ya da biçilen değerden memnun değilsek (bu değeri düşük buluyorsak), telafi etmek için ’abartıyoruz’ veya değer biçenleri, sarrafları suçluyor veya reddediyoruz. Hayatımızın değer biçici sarrafları, ilk yıllarda anne babamızken, bu ekibe sonradan arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, vb. katılıyor. Biçtikleri değerler ama doğru ama yanlış bizi etkiliyor...’



BEKLENTİLERİMİZ GERÇEKÇİ Mİ?



Evet, biz anne-babalar çocuklarımızdan çoğu zaman özellikle de okul yaşantılarıyla ilgili olarak, öyle büyük, öyle gerçek dışı beklentiler içinde olabiliyoruz ki, bu süreçte çoğu zaman çocuklarımız da kendilerini değersiz hissetmekten başka bir yol bulamıyorlar. Eh, eğitim sistemimiz malum, çocukların kendilerini değersiz hissetmesi için ne gerekiyorsa içinde barındırıyor; biz veliler de ateşe körükle gitmek konusunda kendimize bir türlü gem vuramıyor, sistemin dayattığı yarışın, hırslarımızın esiri olarak çocuklarımıza yükleniyor da yükleniyoruz. Sonuçta, daha 10’lu yaşlarda o ateşin içinde, olan çocuklarımıza oluyor.



Bakın etrafınıza çocuklarda depresyon, çocuklarda şişmanlık, çocuklarda hiperaktivite, çocuklarda davranış sorunları eskiye oranla çok daha yüksek oranlarda... Neden? Çocuklar kendi biricikliklerini, kendi yeteneklerini, kendi değerlerini, kendi yaratıcılıklarını ortaya koyamıyorlar da ondan. Hepsinden aynı olmasını bekliyor, çocuklarımızı birbiriyle kıyaslamaktan vazgeçmiyor, hepsinden bütün derslerde ve bütün sınavlarda başarılı olmasını istiyoruz... Sonuçta da akademik başarı çocuğun değerini belirler oluyor. ’Karnen nasıl, sınavın nasıl geçti?’ etrafında dönmeye mahkum edilen gelişme çağındaki körpecik hayatlar...’ Karnesi kötü, sınavı başarısız geçen çocuk değersiz mi yani? Bu soruya hemen hepiniz ’Hayır’ diyeceksiniz! Ama cevabımız ’hayır’ olmasına rağmen davranışlarımızla, beden dilimizle çocuğa kendini değersiz hissettiriyoruz işte...

Öğretmenlerimiz de, çocukların olumsuz değil, olumlu yanlarını vurgulamaya daha çok yönelseler ne iyi olacak! Tam da bu noktada size, psikoloji tarihinde dönüm noktası olan bir araştırmadan bahsetmek istiyorum. Adı: ’Kendini doğrulayan kehanet’.



KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANET, ÇOK ÖNEMLİDİR

Bu, Harvard Üniversitesi profesörlerinden Robert Rosenthal ve arkadaşlarının 1969 yılında yaptığı bir çalışma. Bir grup psikolog çeşitli ilkokullarda ders yılı başında sınıflarda zeka testi uygular. Bir süre sonra öğretmenlere, her sınıfta 4 öğrencinin üstün zekalı olduğunu; ancak bunu öğrencilere aktarmamaları gerektiğini söylerler. Gerçekte öğretmenlere isimleri bildirilen çocuklar üstün zekalı olmayıp isimleri kurayla saptanmış olan çocuklardır. Ve ders yılı sonunda bu çocukların başarılarının yükseldiği görülür. Bu araştırma, büyük yankılar yapmış ve Rosenthal buna ’kendini doğrulayan kehanet’ adını vermiş. Bu önemli araştırmadan çıkartılması gereken en önemli sonuç, çocuklarımıza ne söylüyorsak, öyle olma ihtimallerini artırdığımız...



ÇOCUĞA NE OLURSA OLSUN İYİ SIFATLARLA YAKLAŞIN!

’Kendini doğrulayan kehanet’ kuramını günlük yaşamda nasıl kullanacağımız konusunda Psikolog-Eğitimci Acar Baltaş şöyle bir öneride bulunuyor:

’Çocuklarımıza tembel, savruk, sarsak, haylaz, dağınık, sorumsuz, yaramaz, düşüncesiz’ gibi sıfatlarla yaklaştığımız takdirde, gerçekte de ’tanımladığımız gibi’ olma ihtimallerini artırırız. Kısacası çocuğumuza olumsuz olarak ne dersek, ’öyle’ olmasını kolaylaştırırız. O zaman akla hemen şöyle bir çözüm geliyor: ’Çocuğuma iyi sıfatlarla yaklaşırsam iyi olur.’ Fakat gerçek pek de böyle değildir; çünkü çocuğumuza olumsuz bir sıfatla yaklaştığımız zaman, ortada daima bir sebep vardır. Bu sebeple çocuğumuzun kafasındaki olumsuz benlik imajını pekiştirmiş oluruz; ancak ortada bir sebep yokken olumlu benlik imajını pekiştirmek pek mümkün değildir.

Peki, ne yapacağız?

Çocukların benlik algıları hayatın ilk yıllarında anne-babalarından aldıkları mesajlarla, akademik hayatta da öğretmenlerinden aldıkları mesajlarla şekillenir. Bu konudaki temel ilke, esas olarak çocuğu değil, davranışı övmektir.

Genel olarak eğitimde, özel olarak yeni bir davranışın kazandırılmasında temel ilke, yanlışların görülmesi ve düzeltilmesi değil, ’doğruların fark edilmesi’ olmalıdır. Bir başka ifadeyle, eğitimde esas amaç, ’yanlışların yakalanması’ olmayıp ’doğruların yakalanması’dır.





ÇOCUĞUNUZUN GÜÇLÜ YÖNLERİNİ DESTEKLEYİN!

Hiçbir insan her alanda iyi olamaz. Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır. ’Güçlü yön’, belirli bir konuda ya da işte, sürekli olarak kusursuza yakın performans demektir. Odaklandıklarımız ise gerçeğimiz olur. Yanlışa odaklanmak yanlışları yakalamamıza yol açar, güçlü yönleri hayata yansıtmak konusundaki güvenimizi zedeler ve performansımızı olumsuz yönde etkiler. Başarı, güçlü yönlerimizi bulmaya ve geliştirmeye bağlıdır.

Güçlü yönlere odaklanmak ile ’kendini doğrulayan kehanet’ yaklaşımı, ilk bakışta birbiriyle çelişiyor gibi gözükür; çünkü güçlü yönlere odaklanmak yaklaşımının temelinde yeteneğin; eğitim, azim ve kararlılıkla gerçekleşmeyeceği kabulü vardır. Daha doğrusu, çok gerekliyse, büyük emekle, sınırlı ölçüde gelişme sağlanabilir; ancak bu yönde harcanan gayretle, elde edilen sonuç çoğunlukla birbiriyle uyumlu değildir.

Oysa, ’kendini doğrulayan kehanet yaklaşımı’, ’insanlardan ne beklerseniz, onu alırsınız’ şeklinde özetleyebileceğimiz bir yaklaşımı temsil eder.



Çocuğunuzun ’beceriksiz’ olduğunu düşünür ve bunu ona zaman zaman söylerseniz, o da sizi haksız

çıkartmaz ve beceriksiz olur. Daha sonra siz de göğsünüzü gere gere ’ne kadar haklı olduğunuzu’ düşünürsünüz. İşte, incelik de bu noktada yatar. İyi anne-babalar, çocuklarının neyi iyi yapacağını anlar ve

onu bu yönde teşvik eder. Daha sonra da, ’kendini doğrulayan kehanet’ ilkesi doğrultusunda ’haklı’ çıkar.

Bu nedenle çocuklara ’genelleyici’ bir yaklaşımla değil, ’özelleştirici’ bir gözle bakmak gerekir.



ÇOCUĞUNUZUN BAŞARILI OLMASINI İSTİYORSANIZ...

- Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın.

- Çocuğunuzun sahip olduğu güçlü yönleri ortaya çıkarın; bunun için onu dinleyin ve potansiyelini ortaya çıkarmasına yardımcı olun.

- Çocuğunuzu özelleştirerek yetenekleri doğrultusunda yönlendirin.

- Enerjisini doğru kullanmasına yardım edin.

- Gerçekten sevemeyeceği bir şeyi zorla yaptırmayın.

- Sahip olduğu değerlerle uyumlu bir hayat kurmasına yardımcı olun.

- Çocuğunuzun kendisiyle barışık olması için onu destekleyin.

- Eleştirmek yerine iyi olduğu yönleri bulup takdir edin.

- Başarının yolunun tutkudan geçtiğini unutmayın.

- Çocuğunuzla ilgili gerçekçi beklentiler içerisinde olun.



Kaynak : http://www.akşam.com.tr

27 Eylül 2010 Pazartesi

NASIL ZEHİRLENİYORUZ?

Etrafımızda 30-40 lı yaşlarda kalp krizi geçiren, 20-30 lu yaşlarda beyin timörüne rastlanan ve bunların hepsinden de daha önemli olan az haraketli ve aşırı beslenen (tırı-vırı gıdalarla) bir dolu insan görüyoruz, duyuyoruz. Mehmet Akif üstadın dediği gibi gerçekten medeniyet tek dişi kalmış canavar mı? Bence o günlerden bu günlere bu canavarın ağzına en modern protez dişler takılmış gibime geliyor. Sağlıklı beslenmeler ve yapabileceğiniz kadar sportif aktivite diliyorum. (Laf aramızda ölmekten değil "bunca yıl spor yaptı bir işe yaramadı" derler diye korkuyorum)

Ali Tan

HACETTEPE ÜNIVERSITESI ARASTIRMA SONUCLARI

Piyasada satılan hazır gıda maddeleri ülkemizde insan sağlığını ciddi biçimde etkileyecek derecede katkı maddeleri içermektedir. Ancak bu maddeler, tüm çabalara ragmen medya aracılığı ile ilan edilememektedir. Günümüzde gıda sektörü büyük bir tröst halini almıştır. Örneğin hiçbir yayın organında Coca- Cola'nin zararlı olduğunu göremezsiniz. Ancak biz tüketiciler, aile fertlerimizi, çevremizdeki

arkadaşlarımızı, haberdar ederek bilinçlendirebiliriz. Son yillarda kanser vakalarının neden devamlı artış gösterdiğini hiç düşündünüz mü? Siz çocuğunuzun kanserojen madde içeren gıda almasını istermisiniz? Peki niye katkılı ketçap alıyorsunuz? Sizlere aşağıda sunduğumuz tablo alacağınız hazır gıda maddelerindeki katkılarla ilgili bilgi vermektedir.

Sağlığınız icin: Lütfen her hangi bir gıda maddesi satın almadan önce

ambalajının üzerini dikkatlice okuyun .

ZARARSIZ KATKILAR

E100, 103, 104, 105, 111, 121, 122, 126,130, 132, 140,151, 152, 160,

161, 162, 163, 170, 174, 175, 180, 181, 200, 201, 202, 203, 236, 237,

238, 260, 261, 262, 263, 270, 280, 281, 282, 290, 300, 301, 303, 304, 305, 306, 307, 308,

309, 322, 325, 326, 327, 331, 332, 333, 334, 336, 337, 382, 400, 401, 402, 403, 404,405, 406,

408, 410, 411, 420, 421, 422, 440, 471, 472, 473, 474, 475,480

SÜPHELI KATKILAR

E125, 141, 150, 153, 171, 172, 173, 240, 241, 477, 605

E220,221,222, 223,224, 338, 339, 340, 341, 460, 461, 466, 407 (MİDE VE BA ĞIRSAK

HASTALIKLARI) E200 (VUCUTTAKİ VİTAMİN B12 Yİ YOK EDİYOR) E250,251, 320, 321 (KALP HASTALIKLARI, DAMAR SERTLİKLER VE TIKANIKLIKLARI)

TEHLİKELİ KATKILAR

E102, 120, E311, 312 (NÖROLOJIK HASTALIKLAR)

KANSEROJEN KATKILAR

E102, 110, 123, 124, 131, 142, 210, 211, 213, 214, 215,216, 217

ÖRNEGIN E211-SODYUM BENZOAT KETCAPLARDA BULUNMAKTADIR.

123,110 ABD, INGILTERE, FRANSA, ALMANYA, RUSYA,JAPONYA VE DAHA BIRCOK ÜLKEDE

YASAKLANMISTIR. FAKAT ÜLKEMIZDE RENKLI DRAJE CIKOLATALARDA VE KAYMAKLI

BISKÜVILERDE KULLANILMAKTADIR.

EN TEHLIKELI KANSEROJEN KATKILAR:

E330 ( NE YAZIKKI BIRCOK HAZIR GIDADA KULLANILMAKTADIR. )

BAZI HAZIR GIDALARDA TESBIT EDILEN KATKI MADDELERI E330 -

ÜLKER LÜKS GOFRET, MEYSU (ÖZELLIKLE KAYISI), KNOR DOMATES CORBA, TÜM TENEKE

KONSERVE VE TURSULAR, 7UP, SCHWEPPES (TÜM ÜRÜNLERI), JELIBON, TAMEK YAPRAK

SARMA, PIYALE HAZIR CORBA, OLIPS,

E250 - TÜM SALAMLARDA

E300 - FANTA PORTAKAL, CINOMEL

E320 - ETI PUFY, KNORR ISKEMBE CORBA

E223 - ÜLKER HAYLAYF, ALBENI

E322 - ÜLKER COKOKREM

.

Bilgilerinize sunulur...

Doç.Dr. Mustafa TÜRKMEN

24 Eylül 2010 Cuma

RUMELİ USULÜ KAHVALTILIK

Bu kahvaltılık tarifini  Fatoşla lezzetli tarifler blogundaki kahvaltılıklar etkinliğine gönderiyorum.Yapımı kolay olan bu lezzetli tarifi hemen uygulayıp,kışın afiyetle yemeniz ve yorumlarınızı yollamanız dileğiyle..

Rumeli usulü kahvaltılık


Malzemeler

1 kg. patlıcan

1 kg. kırmızı biber

1/2 kg havuç(isteğe bağlı)

1yk biber salçası

1 yk domates salçası

2 baş sarımsak

Ceviz(isteğe bağlı)

1bardak(ajda) zeytinyağı

1'' '' sirke

1 yk tuz,kekik,nane,kırmızı pul biber

1yk şeker

Yapılışı

Patlıcan ve biberler közlenerek kabukları soyulur.Havuç haşlanır.Hepsi sarımsaklarla birlikte rondoya atılıp çekilir.Ayrı bir kapta az yağda salçalar biraz kavrulur,üzerine biraz su ilave edilerek pişirilir.Geniş bir tencereye tüm malzeme boşaltılıp karıştırılır.Tenceredeki karışıma tuz ,kekik,nane,kırmızı pul biber,toz şeker ve bir sb.su ilave edilip bir taşım pişirilir.(5-10dk.)

Sıcakken küçük(yarımkg'lik) kavonozlara paylaştırılır.Üzerine hava almaması için zeytinyağı konur. (Bu arada kavonozların kapaklarını kaynayan suda bekletelim.)Kavonozlar hemen kapatılıp temiz bir bez üstüne ters çevrilip soğumaya bırakılır.

Servis yaparken ceviz ve maydanozla süslenir.Afiyet olsun.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Kuru Köfte


Malzemeler
• 500 gr kıyma

• 1 su bardagı galeta unu

• 1 kücük boy soğan {rendelenip, suyu sıkılmış}

• Maydanoz, kimyon, tuz, karabiber

• 1 cay kasıgı karbonat

Hazırlanışı

Köfte harcı karıstırılıp sekil verilir. Az yağda teflon tavada pişirilir.Afiyet olsun.

YORUMSUZ

İleri derecede hasta iki adam ayni hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için.


Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.

Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, islerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.

Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.

Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.


Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot'larını suda yüzdürüyorlardı.

Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.

Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.

Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle.


Günler ve haftalar geçti.

Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeninizle karsılaştı: uykusunda, huzur içinde ölmüştü.


Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı.

Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diger hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire Memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı.

Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam.

Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yasayabilecekti.

Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini.

Pencere, BOŞ BİR DUVARA bakıyordu.

Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen Harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu.

Hemşirenin cevabi, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi.

'Sanırım seni cesaretlendirmek istedi' dedi.



Dip Not: Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir,

Kendi durumunuz ne olursa olsun.

Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise İki kati artar.

Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi paylaşın.



Bu gün bize bir hediyedir.

21 Eylül 2010 Salı

Makarna Mantısı


Malzemeler

Yarım paket mantı makarna
100gr.kıyma
1 soğan
tuz
karabiber
su














sosu için

yoğurt
2 diş sarımsak
tuz
nane
 kırmızı pul biber
tereyağı


















Hazırlanışı

Kıymanın içine ince doğranmış kuru soğanı ve baharatı koyup yoğurun.Kımalı harçtan ufak parçalar koparıp makarnanın içine doldurun.Geniş bir tencerenin içinde kaynayan suya ekleyip karıştırarak 10-15 dk.pişirin.Diğer taraftan sarımsaklı yoğurdu hazırlayın.Tereyağını eritip kırmızı biberi kavurun(İstenirse domates salcasıyla da sos hazırlanabilir).Haşlanan mantı makarnayı servis tabağına alın.Üzerine sarımsaklı yoğurdu döküp,kırmızı biberi üzerine gezdirin.En üstüne de nane serpip sıcak oalrak servis yapın.Afiyet olsun..

Makarnaların doldurulması biraz zaman alır. Ancak bu yemeği pişirmeden buzluğunuzda uzun süre saklayabilirsiniz

18 Eylül 2010 Cumartesi

MUTLULUK TABLOSU

Evini bir parti sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan

Bir çok arkadaşın var demektir











Faturalarını ödeyebiliyorsan

Bir işin var demektir.









Pantolonun biraz sıkıyorsa

Aç kalmıyorsun demektir.









Gölgen seni izliyorsa

Güneş ışığını görüyorsun demektir.



Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan

Yürüyebiliyorsun demektir









Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan

Konuşma özgürlüğün var demektir







Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan

Duyuyorsun demektir.





Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa

bir evde yasiyorsun demektir












Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa

Isınıyorsun demektir



Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa

Yığınla giyeceğin var demektir



Çalar saatin sabahın nurunda çalıyorsa

Yaşıyorsun demektir



Aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa

O gün üretici olmuşsun demektir











VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN!


MUTLUSUN DEMEKTİR













MUTLULUK...


Sorunsuz bir yaşam değil,


Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir...



SANMA Kİ DERT SADECE SENDE VAR..


SENDEKİ DERDİ NİMET SAYANLAR DA VAR..



demek ki neymiş :

derdimi dinledim, derdimden iğrendim...


onun derdini gördüm, derdime imrendim...

Ömür Dediğin Üç Gündür,


Dün Geldi Geçti, Yarın Meçhuldür,


O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,


O da Bugündür...

17 Eylül 2010 Cuma

Patetes Çorbası


Malzemeler:

3 adet orta boy patates

1 orta boy kuru soğan

2 diş sarımsak

1 çorba kaşığı tereyağ

1çay bardağı süt

Tuz

4 su bardağı sıcak su

Yapılışı:

Çorbamızı yapacağımız tencerede tereyağını eritelim.  Soğan ve rendelenmiş sarımsağı ilave edip  soteleyelim.

Küp küp doğradığımız patatesleri ekleyip bir kaç dakika pişirdikten sonra suyu ekleyelim ve patatesler yumuşayana dek pişirelim.

Çorbayı ocaktan alarak blenderdan geçirelim.Tekrar ocağa alıp sütü yavaş yavaş ilave edelim kısık ateşte 5 dakika kadar daha kaynatıp ocaktan alalım.

Afiyet olsun.

Yassı Kadayıf Tatlısı


Ve yine herkesin bildiği bir ramazan tatlısı..


Ben yassı kadayıfı çok severim. Yapılışı kolay,oldukca da lezzetlidir.

MALZEMELER

½ kg. yassı kadayıf
2 yumurta

Şerbeti için;

3 su bardağı toz şeker

3 su bardağı su

Süslemek için;

Fındık veya ceviz

Kaymak

YAPILIŞI

Yassı kadayıfın sert kenarları kesilir, çırpılmış yumurtaya bulanır. Kızdırılmış bol sıvı yağda arkalı önlü kızartılır. Önceden hazırlanarak soğutulmuş şerbete batırılıp servis tabağına dizilir. Üzeri kaymak ve dövülmüş fındık veya cevizle süslenir.Afiyet olsun.

15 Eylül 2010 Çarşamba

B Vitamini

Bizi yaşlanmaktan ürküten şeylerin başında bellek gücümüzün azalması gelir.İşimiz gücümüz aksayacak ,bakıma muhtac hale geleceğiz diye düşündükçe telaşımız kaygımız artar.Kısacası bellek kaybı korkutucu bir işarettir.Oysa folik asit, B6 ve B12 vitamini,beyinde yaşlılığa bağlı küçülmeyi azaltıyor.

Ne Yapmalı?

Bellek sorunu hissetmeye başlayan yaşlılara düzenli olarak günde 400 mg folik asit,1-2mg B6 vitamini,5-6mg B12 vitamini desteği vermek uygun olur.B-12 vitamini beynin sütüdür.

Prof.Dr.Osman Müftüoğlu (Yaşasın Hayat) Hürriyet Gazetesi

11 Eylül 2010 Cumartesi

Hikayeler



Evvel zaman içinde Memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış "bu gençliğin sırrı nedir" diye.



İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya.. Ama sorular sık, soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.



Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine."Bu davette size sırrımı açıklayacağım" demiş.



Herkes merakla davete gelmiş. Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş. Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.



Herkes konu ne zaman açılacak diye merak ederken adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş. "Hatun , şu kilerden bir karpuz getirir misin bize sana zahmet!.."Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş. Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonrada : " Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet" demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş. "Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin" demiş. Başka istemiş?.



Bu böylece dört sefer daha tekrarlanmış . Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş,misafirlere ikram edilmiş?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş.



"Eeeee?. Arkadaşlar işte benim gençliğimin sırrı burada anladınız mı??"





Herkes birbirinin yüzüne bakmış.Kimse bir şey anlamamış.. "Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!" Dedecik gülmüş.



"Efendiler" demiş "O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile (aman be adam, deli misin nesin şu tek karpuzu ne taşıttırıyorsun bana defalarca...) demedi. Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi. İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum."



"Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz.

Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemlerini birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız."Demiş

9 Eylül 2010 Perşembe

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


Tüm bayramların ve bu Ramazan Bayramı'nın


huzur,  sağlık ve

hayırlara vesile olması duası ile...

7 Eylül 2010 Salı

KIZILDERILIDEN TEK KELIMELIK HAYAT DERSI

.Cherokee kabilesinin yaslilarindan biri hayat, ask ve evlilik uzerine konusurken sunlari soyluyor:

"Icimizde iki kurt var ve bunlarin arasinda da korkunc bir savas var

Kurtlardan biri; korkuyu, ofkeyi, kiskancligi, pismanligi, acgozlulugu, kibiri, kendine acimayi, kuskunlugu, asagilik duygusunu, yalanlari, ustunluk taslamayi ve benciligi temsil ediyor.

Digeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylasmayi, comertligi, dinginligi, alcak gonullulugu, nezaketi, yardimseverliligi, dostlugu, anlayisi, merhameti ve inanci temsil ediyor."

Genclerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor ve yasli adam kisaca cevap veriyor:

"Beslediginiz"

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

Yalnızlık, yaşamda bir an,

Hep yeniden başlayan..

Dışından anlaşılmaz.



Ya da kocaman bir yalan,

Kovdukça kovalayan..

Paylaşılmaz.





Bir düşün'de beni sana ayıran

Yalnızlık paylaşılmaz

Paylaşılsa yalnızlık olmaz.


Özdemir Asaf

6 Eylül 2010 Pazartesi

KABAK BEĞENDİLİ TAVUK


MALZEMELER

1 Tavuk göğsü(küp küp doğranacak)

4 adet yeşil biber

2domates

1 soğan

2sarımsak

tuz,sıvı yağ

BEĞENDİSİ

2kabak

100gr kaşar rendesi

2 sb.süt

3 çorba k.un

YAPILIŞI

Soğan ve sarımsağı soteleyip,tavuk göğsünü ekliyoruz. Domates ve biberleri de doğrayıp ilave edip kısık ateşte pişiriyoruz

Öteyandan kabağı rendeleyip susuz pişirirken,ayrı tencerede unu sıvı yağ ile kavurup,süt,

tuz,karabiber , kaşar peynirini rendeleyip  pişince kabakları ekleyip karıştırıyoruz.Daha pürüzsüz olması için
 blendr ile çırpıyoruz.Tabağa önce beğendiyi sonra üstüne eti koyup servis ediyoruz..Afiyet olsun

.