Translate

19 Aralık 2010 Pazar

MEVLANA VE ŞEMS ÜZERİNE


Mevlânâ,Şems ile Konya'da buluştuğu zaman tamamıyle kemale ermiş bir şahsiyetti.

Şems, Mevlanâ'ya ayna oldu. Mevlânâ,Şems'in aynasında gördüğü kendi eşssiz güzelline hayran oldu. Diğer bir ifadeyle Mevlânâ,gönlündeki Allah aşkını Şems'te yaşattı. Mevlânâ'nın Şems'e olan sevgisi,Allah'a olan aşkının ölçüsüdür.


Çünkü Mevlânâ,Şems'te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu.Mevl'anâ açılmak üzere olan bir güldü. Şems ona bir nesim oldu. Mevlânâ bir aşk şarabı idi,Şems ona kadeh oldu. Mevlânâ zaten büyüktü,Şems onda bir gidiş,bir neşve değişikliği yaptı.Mevlânâ ile Şems üzerine söz tükenmez.

Son söz olarak şöyle söyleyelim,Şems Mevlânâ'yı ateşledi,ama karşısında öyle bir volkan tutuştu ki,alevleri içinde kendi de yandı.



ŞEMS-İ TEBRİZİ HAZRETLERİ'NİN KONYA'DAN AYRILIŞI

Şems ile buluşan Mevlânâ,artık vartini Şems'in sohpetlerine hasretmiş,Şems'in nurlarına gömülüp gitmiş,artık bambaşka bir aleme girmişti.Şems'in cazibesinden yana yana dönüyor,ilahi aşkla kendinden geçercesine Sema ediyordu.Bu iki dostun sohpetlerindeki mukaddes sırrı idraktan aciz olanlar,ileri geri konuşmaya başladılar.Neticede Şems,incindi ve Mevlânâ'nın yalvarmalarına rağmen Konya'dan Şam'a gitti.(14 Mart 1246 Perşembe)



HAZRETİ ŞEMS'İN KONYA'YA DÖNÜŞÜ


Şems'in ayrılığından derin bir ızdıraba düşen Mevlânâ,manzum olarak yazdığı güzel bir mektubu,Sultan Veled'in başkanlığını yaptığı bir kafileyle Şam'a,Şems'e gönderdi.Sultan Veled kafilesiyle Şam'a vardı,Şems'i buldu ve babasının davet mektubunu,hediyelerle birlikte saygıyla Şems'e sundu.Şems,''Muhammedi tavırlı ve ahlaklı Mevlânâ'nın arzusu kafidir.Onun sözünden ve işaretinden nasıl çıkabilir''diyerek,Mevlânâ'nın davetine icabet etti ve 1247'de Sultan Veled'in kafilesiyle,Konya'ya döndü.


HAZRETİ ŞEMS'İN KAYBOLUŞU



Şems'in Konya'ya gelişine herkez sevindi.Mevlânâ'da hasretin sıkıntılarından kurtuldu.Artık Şemsin şerefine ziyafetler verildi,sema meclisleri tertip edildi.Fakat huzurla,muhabbetle,dostluk içinde süren günler pek fazla sürmedi,dedikodular ve can sıkısı durumlar yeniden başladı.Şems, o dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu,gönüllerinden sevginin uçup gittiğini,akıllarının nefislerine esir olduğunu anladı ve kendisini ortadan kaldırmaya çaşıltıklarını bildi,Sultan Veled'e dedi ki:Gördün ya azgınlıkta yine birleştiler.Doğru yolu göstermekte,bilginlikte eşi olmayan Mevlânâ'nın huzurundan beni ayırmak,uzaklaştırmak,sonra da sevinmek istiyorlar.Bu sefer öylesine gideceğim ki hiç kimse benim nerede olduğumu bilmeyecek.Aramaktan herkes acze düşecek,kimse benden bir nişan bile bulamayacak.Böylece bir çok yıllar geçecek de kimse benim izimi tozumu göremeyecek.''İşte Sultan Veled'e böyle yakınan Şems,1247-1248 tarihinde Konya'dan aniden gidip kayboldu.Şems'in kaybolmasından sonra Mevlânâ herkesden onun haberini soruyordu.kim onun hakkında aslı esası olamayan bir haber bile verse ve Şems'i falan yerde gördüm dese bir müjde için sarığını ve hırkasını vererek şükranelerde bulunuyordu.Bir gün bir adam,Şems'i Şam'da gördüm diye bir haber verdi.Mevlânâ buna tarif edilemeyecek şekilde sevindi ve o adama üstünde nesi varsa bağışladı.Dostlarından birisi,bu haber yalandır,o Şems'i görmemiştir dediğinde Mevlânâ şu cevabı vermiştir.''Evet onun verdiği bu yalan haber üzerine üzerimde ne varsa verdim.Eğer,doğru haber verseydi,canımı bile verirdim.''



HAZRET-İ MEVLANA'NIN ŞEMS-İ TEBRİZİ HAZRETLERİNİ ARAMAK İÇİN ŞAM'A GİDİŞİ



Mevlana,Şems'i çok aradı,onun ayrılığı gönülleri yakan,sızlatan nice şiirler söyledi.Onu aramak için iki kere Şam'a gitti.Yine Şems'i bulamadı.Bu iki son seyehatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte,büyük bir ihtimalle 1248-1250 yılları arasında olduğu söylenebilir.Sultan Veled'in ifadesiyle Mevlana,Şam'da Tebrizli Şems'i bulamadı ama,mana yönünden onu,kendisinde buldu.Ay gibi kendi varlığında beliren Şems'i,kendi gördü ve dediki:''Beden bakımından ondan ayrıyım ama,bedensiz ve cansız her ikimizde bir nuruz.Ey arayan kişi!İster onu gör,ister beni.O'yum O'da ben.''

 Mesneviden Seçmeler isimli kitabından alıntıdır.


Allah dostu bu iki büyük zat, ayrı düşmüşlerdi... Hazreti Mevlana'nın Çıkan dedikodularla Konya'dan ayrılan


Hz. Şems'e yazdığı şiir


Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi

Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun ,etme



Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize

O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme



Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle

Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun ,etme



Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı

Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme



İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil

aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun ,etme


Mevlana Celaleddin Rumi



ŞEMS'İN SIRRI

Bir gece sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh;


”Şeeeems dışarı çıkkk!” diye bağırmıştı.

Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine:

”Çıkma” diye yalvardı.

Zat boyutundan, Hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi:

”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi.

Mevlana: “Ne sözü, nereye, niye?” diye yapıştı ellerine…

Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi:

“Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…”

İyi işte, seyre devam edelim, dedi Mevlana.

Şems; ”Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın?

Tereddütsüz şöyle demiştim; Başımı veririm!…”

Şems dışarı çıktı. Sadece bir “ALLAH” nidası duyuldu.

Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!…

Aşkları sır olmuştu.

Mevlana’yı sahiplenenler, Onu paylaşmak istemeyenler şehit etmişti Şems’i.

Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!…


Aşkın doğasıydı Firkat!..

18 Aralık 2010 Cumartesi

MEVLANA NE DEMEKTİR?



Mevlana sözcüğünün anlamı


Kelimenin herkes tarafından algılanan karşılığı


Celâleddin-i Rûmî Hazretlerinin isminin başına

getirilmesi geleneği ile bu büyük yol göstericiyi

hatırlatmasıdır.Böyle olmakla birlikteMevlâna“

kelimesinin anlamı ; Arapça “efendimiz” demektir.

Bu kelimeyi açacak olursak ;”Mevlâna”

kelimesinin karşılığı “efendi”,”sahib” anlamında

olup ,Arapça'daki (nâ) zamiri , yani “bizim”

manasına gelen kelime eklenerek

“Bizim Efendimiz” veya kısaca “Efendimiz”

manasına ulaşılır.

Hz. Mevlananın Çok Özel Duası


Ya Rabbbi bizim halimize bakarak bize muamele etme.

Kendi ikram ve ihsanina gore bize muamele eyle.

Ya Rabbi kerem ve lutfunla hidayet ettigin kalbi tekrar, delalete sapikliga meylettirme.

Belalari bizden sarf eyle cevir ve degistir.

Ey affi cok olan affi bol olan Rabbim.

Gunahlarimiz dolayisiyla bizden intikam alma. Bize azap atma.

Ya Rabbi nefsimizle seytana kopek gibi tabii olduysak da, sen azap aslanlanini bize saldirtma.

Ey Hayy ebedi diri olan Rabbim talep ve dua uzerine nasil olurda kerem etmezsin?

Sen Kerem sahibisin. Ey mahlukatin, yaratilmislarin canlilarin ihtiyacini gideren Rabbim sen varken hic bir kimseyi hatirlamak ve ondan birsey ummak layik degildir.

Ya Rabbi ruhumda bir ilim katresi var ILAHI onu heva ruzgariyla ten topragindan muhafaza eyle.

Ey ihsani cok olan Rabbim cefa icinde gecip giden omre merhamet et.

Ey affetmeyi seven Rabbim! BIZI AFFEYLE. Isyan derdimize care lutfeyle.

Ey yardim isteyenlerin yardimcisi!

Bizi hidayete cikar.Ya Rabbi dua ve yakarislarimizda sana layik olmayan sozleri bilmeyerek soyleyip hatalarda bulunmussak o kelimeleri Sen islah et ve duamizi kabul buyur. Cunku sozlerin hakimi ve sultani ancak Sensin.

Ey alemin yaraticisi! Kasvetli kararmis katilasmis adeta tas gibi olmus kalbimizi mum gibi yumusat.

Feryadimizi ahu vahimizi hos eyle ki rahmetini celb etsin.

Bizi kole gibi kullanan bu serkesen nefisten bizi satin al.

O nefis bicagi kemige dayandi, zulmu canimiza yetti.



YA RABBI SANA NE ARZ EDEYIM SEN GIZLI VE ACIK HERSEYI BILENSIN!!

MEVLANA'DAN ŞİİRLER

Sevgide güneş gibi ol

Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol

Hataları örtmede gece gibi ol

Tevazuda toprak gibi ol

Öfkede ölü gibi ol

Her ne olursan ol

YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN

YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL

17 Aralık 2010 Cuma

AYAKSIZ YÜRÜMEK KANATSIZ UÇMAK

AYAKSIZ YÜRÜMEK KANATSIZ UÇMAK




Bir gece Şems, Mevlana’yı ararken onu bir havuzun kenarında, derin düşünceler içinde otururken bulmuş. “Ne yapıyorsun?” diye sormuş. Mevlana: “Suyun üzerine yansıyan yıldızları seyrediyorum,” cevabını vermiş. Şems bir an durmuş, sonra da gülerek söyle demiş: “O zaman niye başını kaldırıp, göğe bakmıyorsun?”

Gerçekle yüz yüze geldiğimiz zaman, onu kabul edebilecek kadar cesur, taşıyabilecek kadar güçlü müyüz? Aslında bilgi, beraberinde çok büyük bir sorumluluk getiriyor. Yaşamlarına bilerek bilmeyerek dokunduğumuz her insan bizden bir parça taşıyor. Bu da bencilce değil, bilgece yaşamayı gerektiriyor.

Bilgeler, kaderi boynu bükük bir tevekülle karşılamadıkları gibi, o çocuksu heyecanlarını detaylara takılarak yitirmezler. Onlar, maskelerin gerisindeki gerçek kimlikleri sezinlerken, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını; ilâhi elin hatasız çizdiği resimdeki paradoksların ne anlama geldiğini bilir, ona göre hareket ederler. Zerafetle, sevinçle ve zevkle…

İşte, Tebriz’in eşsiz Güneşi Sems’in, ‘Ayaksız yürü, kanatsız uç’ vecizesinde gizlenen mana bu. Zira gerçegi zihinle değil, aşk’ın her dokunuşuyla, bir çiçek gibi açılan kalbin aklıyla çözmek mümkün. Bir açmaza düştüğünüzde, yeise kapılmadan, kendinizi tüm düşüncelerden, geçmiş, gelecek gailesinden soyutlayarak yüzünüzü göğe kaldırın. Siz, o engin sonsuzluğa ait bir parçasınız. Yıldızlar ölecek, ama ruhunuz yaşayacak. Bırakın, geleceğe gelecek karar versin

Şeb-i Arus

Şeb-i Arus 'un sözlük anlamı düğün gecesi demektir. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi kendi ölümüne rabbine duyduğu aşktan dolayı sevgiliye kavuşma yani düğün gecesi demiştir.



Nitekim bir gazelinde;



Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma...

Benim için ağlama, yazık, vah vah deme;

Şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır,

Cenâzemi gördüğün zaman firâk, ayrılık deme,

Benim kavuşmam, buluşmam işte o zamandır,

Beni toprağa verdikleri zaman, elvedâ elvedâ demeye kalkışma,

Mezar, cennet topluluğunun perdesidir.

Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret, güneşle aya gurûbdan hiç ziyân gelir mi?

Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun?

Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf’u ne diye kuyuda feryad etsin?

Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç.

Zîrâ senin Hayy u Hû’yun, mekânsızlık âleminin fezâsındadır













Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'nin ölüm yıl dönünlerinde 17 Aralık tarihlerine denk gelen haftalarda yapılan ve "Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri" olarak isimlendirilmeye başlanılan törenler, halk arasında Şeb-i Arus Şenlikleri olarak da anılmaktadır.





"Hakka kavuştuğum gün tabutum yürüyünce şu dünyanın dertleri ile dertleniyorum sanma. Bana ağlama yazık yazık deme. Cenazemi görünce ayrılık ayrılık diye feryat etme. Bedenimi toprağa verirken elveda elveda diye ağlama. Gün batımını gördün ya, gün doğumunu da seyret. Hangi tohum yere atıldı da çıkmadı. insan tohumu için neden yanlış bir zanna düşüyorsun?"

Demedim mi?

DEMEDİM Mİ?





Oraya gitme demedim mi sana,seni yalnız ben tanırım demedim mi?

Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?


Bir gün kızsan bana,alsan başını,yüz bin yıllık yere gitsen,

dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?


Demedim mi şu görünene razı olma,demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,

onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?


Ben bir denizim demedim mi sana?Sen bir balıksın demedim mi?

Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,senin duru denizin ben'im demedim mi?


Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,senin kolun kanadın ben'im demedim mi?


Demedim mi yolunu vururlar senin,demedim mi soğuturlar seni.Oysa senin ateşin ben'im,sıcaklığın ben'im demedim mi?


Türlü şeyler derler sana demedim mi?Kötü huylar edinirsin demedim mi?Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi?


~Mevlana~

15 Aralık 2010 Çarşamba

Bloğum Bir Yaşında


Not Defterimden blogu bugün ilk yaşını kutluyor.  Blogu açtığım ilk günden bu güne daha da çoğalarak beni takip edip ve desteklerini esirgemeyen değerli tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Yelpazesu...



14 Aralık 2010 Salı

YAŞAMAK İÇİN ZAMAN KALMIYOR



Ölüm değil beni korkutan !

Boş bir yaşamın ardından varacağım

Yer olması sıkıyor canımı.

Nedir ki ? Kırk yıllar,elli yıllar,çok değil !..

Yedi yaşında başlarsın okumaya,sayma ondan öncesini...

Sonra yıllar yılı gider gelirsin,kara tahtalı değirmene,

Zamanı öğütmek için...


Yirmi iki civarı alırken diplomanı,tüketmiştir

üçte birlik zamanını.

Diploma yetmez !!

İyi bir iş bul gel hele bakalım !

Askerliğini de yap birde,sonra evlen bakalım...

İşte bir on yıl daha uçuyor ansızın.

Yaş oluyor otuz beş !!!

Gerçekten yarısı mıdır yolun ?!

Belki de yarısından da yakın,geriye bakma sakın !


'Hele bir borçlarımızı ödeyelim,sonra daha iyi yaşarız,

şimdilik biraz sabır'' diyor karım Nazife ! ''

''Hele bir başımızı sokacak yuva olsun da,

gerisi kolay'' diyor.

Eee..Bu da doğru hani...


İşte böyle yitiyor hep on seneler,eriyor buzlar misali.

Karım,çocuklarım,tek tük arkadaşlarım...

Ve TV'deki haber spikeri !

Bu kadar çevremdekiler.

Bunlara bakıyor yıllardır gözlerim...


Ellinci yaş günümü kimse fark edemiyor bile...

Ufaklığın diploma töreni var.

Ne biçim alış veriş bu ?

Anlayamadım gitti !

Yapmak istediğim bir çok şey,özlem kapısında yitti...

Hırs ile mutfağa,ne varsa atıştırmak için,

sıcacık bir el tutuyor elimi,''perhiz yapmalısın artık!''

diyor karım Nafize...

Eee..Doğru da söylüyor hani.

Kalan on yılımın bir kaç yılı hastalıkla geçiyor.

Gerisi de torunların peşinde...


Eee,''ulan hani yaşayacaktık !!'' diye bağrıyorum.

''Sakin ol ! Tansiyonun yükselecek'' diyor karım Nazife...

Eee..Doğru da söylüyor hani.


Nedir yaşamın kısır döngüsü anlayamadım gitti.

''İyi yaşadık,hoş yaşadık'' diyor karım Nazife.

''Patronların da pek severdi,çok da çalışırdın hani.

Bak her şeyimiz var,büyüdü sayılır çocuklar da,

daralacak ne derdin var?...Haydi neşelen artık...''

Eee..Doğru da söylüyor hani.

Bir eş,birkaç çocuk,bir ev ve araba,

İşte yaşamın bilançosu...


Hayır,hayır ! Korkuyorum ölümden !!

Boşa geçen bir yaşamın ardından nasıl gidilir oraya ?!

Özgürce çizmeliydim yaşamımı zorda olsa,

Özgürce ulaşmalıydım sona.


Ter basıyor,fırlıyorum yataktan.

''Dönüp durma'' diyor karım Nazife,

yarı uykulu ''Sıkıca örtün de uyu.''


Tüketmek için bunca acele ettiğimiz takvim yapraklarına..

Onca hızla çevirdiğimiz akreplere,yelkovanlara...

Şöyle bir uzaktan baktığınızda,ne hissediyorsunuz ?

''Ne kadarı benim hayatım diye'' soruyor musunuz ?

Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime..

Ya da ben başkalarının ?

''Aynadakinin ne kadarı benim,ne kadarı oynadıklarım ?..''


Sevgiyi koyalım,kum saatinin dolu dizgin akıp giden

kumlarının her bir zerresine.

Çünkü bir tek sevgi var elimizde ;

bunca yıldan damıtılıp gelen...

Yine bir tek o kalacak,yaşanacak yıllardan geriye...

Ötesi yalan...

13 Aralık 2010 Pazartesi

LOR PEYNİRLİ SALATALIK DİLİMLERİ











Malzemeler:

 2 adet büyük boy salatalık

 250 gr. lor peyniri

 5-6 dal dereotu

Hazırlanışı

 Salatalık ve dereotu iyice yıkanıp suyu süzdürülür. Dereotu ince ince kıyılarak peynirle karıştırılır. Salatalıklar ortalarından ikiye kesilerek kabak oyma aparatı ile oyulur. İçleri lor karışımı ile doldurulur. Verev olarak kesilerek tabakta servis edilir.Afiyet olsun.