Diş Kirası
Ramazan’ın artık varolmayan geleneklerinden biri; hediyeler!
Eski Ramazanlarda misafir ağırlamak, özellikle iftar misafiri ağırlamak bir onurdu. Zengin konaklarda bir şölen havasında geçen Ramazan ayı boyunca yüzlerce misafir ağırlanır, çat kapı gelen Tanrı misafirleri sofraya buyur edilirdi. Konak sahipleri sadece misafirlerini ağırlamakla yetinmez, semtin fakir fukarası için de sofralar kurdurulurdu.
Günümüzde varlığını devam ettirmeyen Ramazan geleneklerinden birinin de Diş Kirası olduğunu biliyor muydunuz? Diş Kirası, iftar misafirleri teravih namazına gitmek üzere hazırlanırken, kendilerine sunulan hediyelere denirdi. Misafirlere kadife keseler içinde sunulan hediyeler arasında neler yoktu ki! Gümüş yüzükler, tabaklar, değerli taşlardan tesbihler… Ramazan’ın ruhuna uygun olarak, bu gelenek içinde fakir fukara yine unutulmamıştı. Misafirlerine Diş Kirası sunan ev sahibi, cömertliği ölçüsünde fakirlere de, yine kadife keseler içerisinde, gümüş akçe ve altın paralar verirdi
Translate
12 Ağustos 2010 Perşembe
Unutulan Geleneklerden Biri
Meyan Şerbetinin faydaları saymakla bitmiyor, biliyor muydunuz?
Ramazan ayının yavaş yavaş unutulmaya başlanmış değerlerinden biri de Meyan Şerbeti. Türkiye’de dere ve nehir kenarlarında bolca bulunan Meyan Şerbeti’nin kıymetini bir tek Urfalılar biliyor. Urfa’da yaz aylarında ve özellikle Ramazan’da bu şerbeti tüketme alışkanlığı hala devam ediyor. Sokaklarda, sırtlarında taşıdıkları güğümlere şerbet satan satıcılara sık sık rastlanıyor.
Meyan kökünün insan sağlığı açısından faydalarının başında; mide, akciğer ve prostat kanserlerinden koruması geliyor. Saponin, glisirizin, flamorait, kumarin ev izoflavan gibi günümüz tıbbında ilaç amaçlı bir çok maddeyi içinde doğal olarak barındıran meyan kökünün özellikle ülser tedavisinde en az ilaçlar kadar faydalı olduğu söyleniyor.
İçinde yer alan maddelerin bakteri öldürücü özelliği olduğu bilinen meyan kökünün; bronşit, soğuk algınlığı, öksürük, hepatit, artirit benzeri iltihabi hastalıklar ve egzamaya karşı da iyileştirici etkileri olduğu biliniyor. Bu akşam iftardan sonra bir bardak Meyan Kökü Şerbeti içmeye ne dersiniz?
Meyan Şerbetinin faydaları saymakla bitmiyor, biliyor muydunuz?
Ramazan ayının yavaş yavaş unutulmaya başlanmış değerlerinden biri de Meyan Şerbeti. Türkiye’de dere ve nehir kenarlarında bolca bulunan Meyan Şerbeti’nin kıymetini bir tek Urfalılar biliyor. Urfa’da yaz aylarında ve özellikle Ramazan’da bu şerbeti tüketme alışkanlığı hala devam ediyor. Sokaklarda, sırtlarında taşıdıkları güğümlere şerbet satan satıcılara sık sık rastlanıyor.
Meyan kökünün insan sağlığı açısından faydalarının başında; mide, akciğer ve prostat kanserlerinden koruması geliyor. Saponin, glisirizin, flamorait, kumarin ev izoflavan gibi günümüz tıbbında ilaç amaçlı bir çok maddeyi içinde doğal olarak barındıran meyan kökünün özellikle ülser tedavisinde en az ilaçlar kadar faydalı olduğu söyleniyor.
İçinde yer alan maddelerin bakteri öldürücü özelliği olduğu bilinen meyan kökünün; bronşit, soğuk algınlığı, öksürük, hepatit, artirit benzeri iltihabi hastalıklar ve egzamaya karşı da iyileştirici etkileri olduğu biliniyor. Bu akşam iftardan sonra bir bardak Meyan Kökü Şerbeti içmeye ne dersiniz?
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Hurma
Ramazanın Gözdesi
İftar sofralarının vazgeçilmezi hurmayı ne kadar tanıyorsunuz?
Geleneksel iftar sofralarının vazgeçilmezi hurma hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz? Hurmanın, protein, yağ ve karbonhidrat üçlüsünü bir arada içeren tek meyve olduğunu biliyor muydunuz?
İçerdiği şeker sayesinde, orucunu hurma ile açanların oruçtan kaynaklanan halsizliğe hızlıca yok olur. Bunun yanı sıra içerdiği demir sayesinde kansızlığa iyi gelir, cildi besler, yaşlanma belirtilerini azaltır, kalp ve damar hastalıklarına, kansere karşı koruyucudur, bol fosfor içerir ve kemikleri güçlendirir, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder. Bin derde deva diyebileceğimiz bu meyveyi sadece Ramazan ayında değil, yılın her döneminde tüketmenizi tavsiye ediyoruz.
İftar sofralarının vazgeçilmezi hurmayı ne kadar tanıyorsunuz?
Geleneksel iftar sofralarının vazgeçilmezi hurma hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz? Hurmanın, protein, yağ ve karbonhidrat üçlüsünü bir arada içeren tek meyve olduğunu biliyor muydunuz?
İçerdiği şeker sayesinde, orucunu hurma ile açanların oruçtan kaynaklanan halsizliğe hızlıca yok olur. Bunun yanı sıra içerdiği demir sayesinde kansızlığa iyi gelir, cildi besler, yaşlanma belirtilerini azaltır, kalp ve damar hastalıklarına, kansere karşı koruyucudur, bol fosfor içerir ve kemikleri güçlendirir, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder. Bin derde deva diyebileceğimiz bu meyveyi sadece Ramazan ayında değil, yılın her döneminde tüketmenizi tavsiye ediyoruz.
NE KADAR GÜZEL
Çayın rengi ne kadar güzel,
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!
Orhan VELİ
10 Ağustos 2010 Salı
RAMAZAN GÜZELDİR
Dindar olmasan da güzeldir Ramazan.
Iskalanmaması, tadına varılması gereken
çok özel bir dönemdir.
Ramazan;
sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.
Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.
Eski günlerdir;
anneannendir, dedendir, oradan oraya koşturan aç annendir.
Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve oyun havalarıdır.
Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezandır.
Alış veriş sonrası verilmiş imsakiye, abur cubura uzun aradır.
Minarelerdeki renkli floresanlar, akşam sokakta atılan volta,
ciğerin en derinine çekilmiş dumandır.
Yetişilememiş bir iftar, uyanılamamış bir sahur,
erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.
Bir ortaklık duygusudur Ramazan.
Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
Hep birlikteliktir.
Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,
ödülünü de beraber paylaşmadır.
Çevrende onca gönülle aç kalmış insan varken,
“sizinleyim – ben de yemiyorum!” dur.
Arkasından gelen bayram, öpülen eller, açılmış kollar,
belki bir daha asla olamayacak sımsıkı kucaklaşmalardır.
“İyi dilekler”dir Ramazan.
Yüzyıllardır süregelen bir paylaşma dönemini ıskalamayın.
Dindar olmasan da, tek dua bilmesen de,
çok güzeldir Ramazan.
Tadına varın
HAYIRLI RAMAZANLAR...
9 Ağustos 2010 Pazartesi
ESKİDENDİ,ÇOK ESKİDEN
Hani erken inerdi karanlık ,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi,çok eskiden.
***
Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken,
Hani çocuklar gibi , zaman nedir bilmezken,
Eskidendi,çok eskiden.
***
Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi,çok eskiden.
***
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden
***
Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi
Gitmiyor üzerimizden,
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim,
Geceler de gençlik gibi eskidendi,
Şimdi uykusuzluk vakti.
Murathan Mungan
Söyleyen:Sezen Aksu
7 Ağustos 2010 Cumartesi
ACELE KARAR VERMEYİN
Lao Tzu`dan Bir Hikaye
Bir köyde ihtiyar bir adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere destan bir beyaz atı yüzünden kral bile onu kıskanırmış..
Kral at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
-"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış
-"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi... Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.... Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..
İhtiyar:
-"Karar vermek için acele etmeyin. Sadece "At kayboldu" deyin... Çünkü gerçek bu..Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar... Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz...Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl getireceğini kimse bilemez.." demiş...
Köylüler ihtiyar adama kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş..
Dağlara gitmiş kendi kendine... Ve dönmüş gelmiş yine sahibinin evine...Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş...
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler....
-"Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.." demişler...
İhtiyar sakin bir ses tonuyla ;
-"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin... Bilinen gerçek sadece bu... Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.." demiş etrafındakilere...
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden ;
-"Bu herif sahiden bunamış.." diye geçirmişler..
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara.....
-"Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok..
Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..
İhtiyar ;
-"Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz... O kadar acele etmeyin.
Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu... Ötesi sizin verdiğiniz karar...
Ama acaba ne kadar doğru..? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.." diye cevaplamış eleştirileri...
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış...
Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar...
Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş...
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.....
-"Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler...
Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."
İhtiyar etrafındakilere ;
-"Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." demiş.
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz..........."
Bir köyde ihtiyar bir adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere destan bir beyaz atı yüzünden kral bile onu kıskanırmış..
Kral at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
-"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış
-"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi... Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.... Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..
İhtiyar:
-"Karar vermek için acele etmeyin. Sadece "At kayboldu" deyin... Çünkü gerçek bu..Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar... Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz...Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl getireceğini kimse bilemez.." demiş...
Köylüler ihtiyar adama kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş..
Dağlara gitmiş kendi kendine... Ve dönmüş gelmiş yine sahibinin evine...Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş...
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler....
-"Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.." demişler...
İhtiyar sakin bir ses tonuyla ;
-"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin... Bilinen gerçek sadece bu... Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.." demiş etrafındakilere...
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden ;
-"Bu herif sahiden bunamış.." diye geçirmişler..
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara.....
-"Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok..
Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..
İhtiyar ;
-"Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz... O kadar acele etmeyin.
Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu... Ötesi sizin verdiğiniz karar...
Ama acaba ne kadar doğru..? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.." diye cevaplamış eleştirileri...
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış...
Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar...
Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş...
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.....
-"Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler...
Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."
İhtiyar etrafındakilere ;
-"Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." demiş.
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz..........."
3 Ağustos 2010 Salı
SUSADIM
Susadım
Üç tane elma soydular, üç tane portakal
Nafile
Bir bardak suyun yerini tutmadı
Acıktım
Kuş sütü, kuru üzüm getirdiler
Nafile
Bir çimdik somunun yerini tutmadı
Seni düşündüm sevgilim şükrederek
Su gibi aziz olasın her daim
Ekmek gibi mübarek.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Üç tane elma soydular, üç tane portakal
Nafile
Bir bardak suyun yerini tutmadı
Acıktım
Kuş sütü, kuru üzüm getirdiler
Nafile
Bir çimdik somunun yerini tutmadı
Seni düşündüm sevgilim şükrederek
Su gibi aziz olasın her daim
Ekmek gibi mübarek.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
2 Ağustos 2010 Pazartesi
BİBER KURUTUYORUM
Köy biberlerini yıkayıp ortadan bölüp gölgede kurutuyorum.Kışın pişirmesi hakkında çok fikrim yok.Okuduğum kadarıyla ya haşlanıp üzerine sarımsaklı yoğurt dökülüyor,ya da az yağda çevrilip üzeri yoğurtlanıyor.Bu konuda deneyimi olan arkadaşlar ,siz nasıl pişiriyorsunuz?
1 Ağustos 2010 Pazar
ZEYTİNYAĞLI BAMYA
Malzemeler:
1 kg bamya
2 adet orta boy soğan
3 adet büyük boy domates
zeytinyağı
yarım limon suyu
3 diş sarımsak
Su
Tuz
Hazırlanışı
1. Bamyaların sap kısımlarını huni şeklinde temizleyin.İyice yıkayıp limonlu-sirkeli suda bekletin.
2. Soğanları ve sarımsakları soyup yemeklik doğrayın. Domatesleri kuşbaşı doğrayın.
3. Bamyalar ve limon suyu haricindeki tüm malzemeyi tencereye alın ve orta ateşte 2-3 dakika kavurun.
4. Bamyayı ve limon suyunu ekleyerek hafifçe karıştırın ve kapağı kapalı olarak pişmeye bırakın.bamyanın hizasında su ekleyin pişmeye bırakın.
5. Servis tabağına alın limon dilimleri ile süsleyerek sıcak ya da soğuk olarak servis yapın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















