Translate

25 Kasım 2010 Perşembe

TÜRK KAHVESİNİN FAYDALARI

* Kahvenin içerdiği kafein maddesi, sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirir.

* Uyuşukluğu giderip enerji verir ve uyanık kalmayı sağlar.

* Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

. Ayrıca kahve içenlerde içmeyenlere nazaran daha az diş çürüğünün olması, bir başka dikkat çekici araştırma sonucu.

* Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler oluyor. Tüm vücut ani bir enerji akımı ile doluyor. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başlıyor.
Tüm bu olumlu yönlerine rağmen kahveyi çok fazla tüketmemekte fayda var.

* Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek.

* Kanser riskini azaltıyor: Norveç’te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.

* Kanser riskini azaltıyor: Norveç’te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.

* Alzheimer’i önlüyor Portekiz’de 2002 yılında yapılan araştırmaya göre kafein beyni zinde tutuyor.

24 Kasım 2010 Çarşamba

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

TÜM ÖĞRETMENLERİN VE KENDİMİN ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN


 ÖĞRETMENİM CANIM BENİM

Teflon tavaya hiçbir şey yapışmadığına göre , teflon o tavaya nasıl yapışıyor?



Yüzme zayıflatıyorsa, balinanın stili mi yanlış? Fatih Sultan Mehmet bizim şerefli ecdadımız olduğuna göre, henüz beşikteyken boğdurduğu kardeşleri Bizanslıların haysiyetsiz ecdadı mıydı? Yumurta kolesterolü azdırıyorsa, kalpten gitmemek için niye tavuk eti yiyoruz?
*


Yaş otuz beş, yolun yarısı eder, Dante gibi ortasındayız ömrün’ü papağan gibi tekrar etmesi güzel de, 70 yaşında mı rahmetli oldu Dante?




Eğitim şart’sa, annesi öğretmen olduğu halde üniversite bile okumayan Bill Gates, malı nasıl götürdü?


*


Mustafa Kemal neden müselles’e üçgen demiştir, üçyan dememiştir? Futbol, korner, faul, penaltı, gol, ofsayt, forvet, frikik, maç, pas, skor İngilizceden... Hakem niye Arapçadan?


*


Düşünmeyiz çünkü...


Ezberleriz sadece.


*


Mercidabık mesela...


Nerdedir?


*


Büyükçekmece Gölü’nün yüzölçümü Küçükçekmece Gölü’nden küçük...


E niye büyük?
*


“Azı karar çoğu zarar” ise, “fazla mal göz çıkarmaz” neyin nesi? Atalarımız mı çok kararsızdı, yoksa bazı atalarımız yavşak mıydı?

*


Ölü poposuna pamuk tıkar gibi bilgi sokmaya çalışıyoruz genç zihinlere...




Netice?


Neden’ler yerine sonuç’larla ilgilenen sistemin kaçınılmaz hezimetidir bu.
*


Bakın, geçenlerde Başbakanımız aldı eline tebeşiri, milli eğitim vizyonumuzu kelime kelime yazdı karatahtaya:




Oku, Düşün, Uygula, Neticelendir...




Herkes pek beğendi, alkışladı.


*


Halbuki az düşününce...




Topluyorsun başharflerini:




ODUN çıkıyor!


*


O nedenle, sınıflar 60’ar, 70’er kişi... O nedenle, öğretmen maaşları yerlerde sürünüyor. O nedenle, geçinmek için pazarda limon satıyorlar. O nedenle, gelişmiş ülke insanından hiçbir zekâ eksiği olmayan bir millet, moron gibi dolaşıyor ortalıkta... O nedenle, işsizlerimiz diplomalı.


*


Çünkü, ne kalabalık nüfustur aslında sorun, ne de ülkenin gariban olması... İneklerin sindirim sistemini ezberletiyoruz, düşünmeyi öğretmiyoruz çocuklarımıza...


Temel sorun budur.


*


“Camdan dışarı bakın, ilk ne görüyorsunuz?” diye soran ve “cam” cevabını vermeyenlere sıfır veren bir öğretmenin... “Bakarkör” olmamızı engelleyen bir öğretmenin öğrencisidir bu satırların yazarı...


Dün aradı beni, “Öğretmenler Günü’nü yaz” dedi. Yazıyorum.


*


Değerli öğretmenler...




“Ne yapalım, müfredat böyle, araç gerecimiz eksik, kalorifer yok, hademe az, bilgisayar pahalı” filan, bırakın artık bunları... Düşünmeyi öğretmenin maliyeti, sıfır lira.


YILMAZ ÖZDİL






GÜZEL SÖZLER

Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır. (Atatürk)
***
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.

(Atatürk)

***

Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder.

(Atatürk)

***

Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.

(Atatürk)

22 Kasım 2010 Pazartesi

MERHABA

















ÜÇ ŞEY


Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı.

İçlerinden sadece birinde şemsiye vardı.

Bu inançtır.



Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere

düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır.

Bu güvendir.

Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair

teminatımız yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.

Bu ümittir.



Ve bu üçü varsa hayatınız güzeldir.


Bayram dönüşü tüm arkadaşlarıma MERHABA...

12 Kasım 2010 Cuma

İYİ BAYRAMLAR




Kurban Bayramınızı

En içten Dileklerimle Kutlar,



Sevdiklerinizle Geçireceğiniz


Mutlu Bir Bayram Dilerim ...








10 Kasım 2010 Çarşamba

ÖZLEMLE ANIYORUZ...

ULU ÖNDERİMİZ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ÖLÜMÜNÜN 72.YILDÖNÜMÜNDE SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ...

Atam, bugün seni saygı ve rahmetle bir kez daha andık. Yaktığın meşale hiç sönmeyecek , ışığın bizi hep




aydınlatacak









Büyük ölümlere matem gerekmez , fikirlerine bağlılık gerekir..

TÜRK OLMAK

Sayın J. F. Gökçen'in "Türk olmak nasıl bir duygudur?" konulu yazısı…




Türk Olmak…



Aslında çok şeydir, Türk olmak.

Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.

Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin

hesabını vermektir.


Türk olmak;

- Kıbrıs'ta,

- Hocali'de,

- Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp

- karşılığında yapmadığın soykırımla suclanmaktır.


Türk olmak;

- faşist olmaktır,

- vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında…

- demokrat ve cağdaş olmaktır,

- vatanına, milletine, tarihine sövüldüğünde…


Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.


Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır,

- ataların bir çok asır önce Viyana'yi kuşattığı için hoş görülmemektir

- Tabii ki - sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığın için.


Türk olmak;

- Selanik'te Pontus Anıtı'nın,

- Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve

- Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir.

- Üç kıtadan dönüp,

- bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir.

- Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.


Türk olmak;

- Arabaya koşulan ilk atın vatanında,

- ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta,

- yazının bulunduğu,

- paranın icat edildiği

- her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta,

- kalkınmak icin yabancı sermaye beklemektir.


Türk olmak;


- Truva'dan bu yana,

- Sümer'den bu yana serpilerek gelse de,

- tarihten eski bu topraklarda,

- bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen,

- bir haftalık hafiza ile yaşamaktır.

- Doğu Roma'yı da

- Batı Roma'yı da yıkıp,

- yeni Roma olan AB'ye girmeye calışmaktır, Türk olmak.


Türk olmak;

- Mostar'da köprüdür,

- Kerkük'te kaledir,

- İstanbul'da Kızkulesi'dir,

- Anadolu'da buğdaydır,

- Çukurova'da pamuktur,

- Ege'de tütün,

- Karadeniz'de fındık,

- Trakya'da ayçiçeğidir.


Türk olmak;

- Çanakkale'de ölmektir.

- Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir,

- onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.

- Düşmanın ardından rahmet okumak,

- kanlısından helallik almaktır.

- Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir.

- Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.

- Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.


Türk olmak;

- harap bir ülkede,

- zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip,

- tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile,

- paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen,

- yedi düvele meydan okumaktır.


Türk olmak;

- askere davul-zurna ile uğurlanmaktır,

- belki de dönmeyeceğini bilerek.

Türk olmak;

- annenin, şehit oğlunun ardından; 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan icin göndereceğim.' demesidir.

- Babanin gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sağolsun!' demesidir.


Türk olmak;

- 'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile,

- 'Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır.


Her hükümetin

- enkaz devraldığı, ama

- asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.


Türk olmak;

- ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir.

- Ayni nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.

- Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.


Türk olmak;

- Evindeki bir kap aşın yarısını Tanrı misafirine vermektir.

- Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

Türk olmak;

- milli maçta ağlamaktır.

- Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır.


Türk olmak;

- aşkını ölesiye sevmektir.

- Aşkı icin ölmektir,

- öldürmektir.

- Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.

En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir.

Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.


Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.


Türk olmak;

- Yunus'u bilmektir,

- Aşık Veysel'i sevmektir.

- Mevlana'yı, Haci Bektaş-i Veli'yi ve Hoca Yesevî'yi

- tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.


Türk olmak;

- saz çaldığında,

- ney üflendiğinde,

- kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında,

- yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir,

- bir de Yemen Türküsü'nde...

- Hayatın sana verdiklerine 'Nasip',

- vermediklerine 'Kısmet'demektir.

- Her işin 'Hayırlısına'inanmaktır ve

- ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.


Türk olmak;

- Asya'da batılı,

- Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.

Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradan'dan ötürü sevmektir.

- Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da,

- silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.


Türk olmak;

- mahalle maçı için ayni saatte,

- on kişi buluşamazken,

- milyon kişinin bir araya gelmesidir.

- Tavla oynarken bile kavga ederken,

- milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.


Türk olmak;

- buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken,

- daha ağır buhranda sıraya girerek,

- sorumlusuna en ağır cezayi tek bir cam kırmadan  sandıkta kesmektir.


Türk olmak;

- en zayif gününde bile dünyaya meydan okumak,

- en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek

- tevekkül göstermektir.

Zor iştir Türk olmak.


Türk olmak;

- Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek,

- her çıkan başak için şükretmektir.


Türk olmak,

medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir

6 Kasım 2010 Cumartesi

CEVİZLİ-TARÇINLI MİNİK RULOLAR

Sevgili Gülo Anne Mutfakta  beni milföyle yapılan lezzetler etkinliğine davet etmişti. Kabul ederse bu tarifimle katılacağım





Malzemeler:

1paket milföy hamuru

Toz şeker


İri dövülmüş ceviz

Tarçın
 
Üzüm

Yapılışı:


Milföy hamurları buzdolabından çıkatılıp yumuşaması beklenir. Yumuşayan milföylerin her bir yaprağına istenilen miktarda tarçın, toz şeker ,üzüm ve ceviz dökülerek rulo halinde sarılır. Rulolar sertleşmeleri için 5-10 dakika kadar buzdolabında bekletilir, çıkartılıp iki santim kalınlığında dilimlenip  yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizilir .(Bir milföy yaprağı 4'e bölünmüş oluyor.) 180 derecede önceden ısıtılmış fırında  üstleri kızarana kadar pişirilir.(Üzerlerine sulandırılmış pekmez sürdüm.) Afiyet olsun.

5 Kasım 2010 Cuma

PATATESLİ EKMEK










Haftasonu kahvaltınıza bir katkı da benden arkadaşlar..Yapımı kolay sadece mayası için zaman gerekiyor.
Gerçekten çok lezzetliler.Deneyin derim.

Malzemeler

3,5sb. un
2 tane patates
2 tk toz maya
Yarım sb.ılık su
1 tk.tuz
1 yumurta
2 yk.sıvı yağ

Hazırlanışı
Patatesleri soyup haşlıyoruz.(Suyundan yarım bardak ayırıyoruz.)Püre halide eziyoruz.
Un,maya ,tuz karıştırılır.Ilık püreyi,yarım sb  suyunu,yumurtayı ve yağı ekleyip yoğuruyoruz.
2 saat üzeri örtülü olarak dinlendiriyoruz.
Tekrar yoğurup 10 pazıya ayırıyoruz.Bunları elimizde biraz yoğurup şekillendirip üzerlerine bıcakla çentik atıp kepekli un serpiyoruz.
Yağlı kağıt serilmiş tepside 1saat beklettikten sonra 2oo derecede  önceden ısıtılmış fırında 30-40 dk. üzerleri kızarıncaya kadar pişiriyoruz.Yumuşak olmaları için de fırının alt gözüne emaye kapta su koyuyoruz.Şimdiden kolay gelsin ve afiyet olsun.

4 Kasım 2010 Perşembe

Gerçekte,kaç yaşındasınız?

Bugün postama gelen Erdal Atabek'in bu yazısı, hemen herkesin oturup düşünmesi gereken  önemli bir temayı işliyor.Okuyup yaşantımızın önemli dönemeçlerini hepberaber gözden geçirelim..























Ergen yaşlarımızda kırk yaşını geçenleri ‘artık gereksiz’ sayardık.


“Kırkını geçenleri tamam, kenara ayıracaksın.”


Kenara ayırıp ne yapacaktık, bilmiyorum.


Kırkına geldiğimizde bunları unutmuştuk bile.

1970’lerdi, toplumsal mücadelelerin içindeydik.

Sonra, ellili yaşlar geldi, 1980 dönemiydi.

12 Eylülleri yaşıyorduk.


Dünya bilgi toplumuna geçiyordu.


Türkiye Evren-Özal dönemini yaşıyordu.


E tipi Türkiye yaratılmıştı.


E tipi hapishaneler.


E tipi gençlik.


E tipi aydınlar.


E tipi insanlar.


Suçlular, suçlananlar, suçlanacaklar...


60’lı yaşlar 1990 Türkiye’siydi.


Amerikan dünyası egemen oluyordu.


Küresel kapitalizm yeni bir döneme giriyordu.


Bütün dünya tek pazar oluyordu.


İnsan ise ya müşteri ya satıcı. Doğrusu, hem müşteri hem satıcı oluyordu.


İnsanın metalaşma süreci gerçekleşiyordu.


Marx bir kez daha haklı çıkmıştı.


2000 yılına gelirken “70 yaşımda olacağım” diye

yazmıştım.

Şimdi 2010.

80 yaşıma mı girdim?

Şaka olmalı...



***


Gerçekte kaç yaşındasınız?


Sokrates’i okudunuzsa yaşınız 2500 olmalıdır.


Galile’yi biliyorsanız 800 yaşındasınız.


Beethoven’i seviyorsanız 240 yaşındasınız.


Endüstri çağını anlıyorsanız 300 yıl ekleyin.


Tarım kültürünü biliyorsanız yaşınıza 10 bin yıl daha katın.


Gerçekte kaç yaşındasınız?


Nüfus kâğıdınıza bakarsanız yanılırsınız, gerçekle ilgisi yoktur.


Gerçek, aklınızın yaşıdır.


Gerçek, bilincinizin yaşıdır.


Gerçek, duygularınızın yaşıdır.


Gerçek, yaşadıklarınızın yaşıdır.


Gerçek, anladıklarınızın yaşıdır.


Gerçek, yaptıklarınızın yaşıdır.


***


Gerçek yaşınızı merak ediyor musunuz?


Yaşadıklarınızdan ne anladığınızı sorun.


Yaşamınızı sorgulayın.


Sokrates’i yaşam rehberiniz yapın.







Gerçek yaşınızı mı soruyorsunuz?


Umutlarınıza bakın.


Kararlarınıza bakın.


Yaşama sevincinize bakın.


Neden yaşamak istediğinize bakın.


Yapmak istediklerinize bakın.


İradenize bakın.


Dünyaya bakın.


Dünyanın geleceğine bakın.


O geleceğe ne katabileceğinize bakın.


Gerçek yaşınızı göreceksiniz...

ERDAL ATABEK

İRMİK HELVASI (5 Kişilik) Ayşe’nin


MALZEMELER


1,5sb.irmik
1/2paket margarin
fıstık
1 sb.toz şeker
1 sb süt
1 sb su





YAPILIŞI
Teflon tencerede önce fıstıkları sonra irmiği yağda pembeleşinceye kadar kavur.Ayrı kapta şeker, su ve sütü kaynat.İkisi sıcakken dök,dinlendir.Afiyet olsun.