Translate

29 Ocak 2011 Cumartesi

300 OLDUK !

NOT DEFTERİMDEN 300. İZLEYİCİSİNE ULAŞTI.




Beni destekleyen,blogumu ziyaret eden tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.








19 Ocak 2011 Çarşamba

İYİ Kİ DOĞDUM..:))

Bugün (19 Ocak) Doğanlar


Tutucu davrandıkları konularda taviz vermekten hoşlanmazlar. Kanıtlanmadıkça asla düşünce sistemlerini değiştirmezler. Güçlü amaçları olan bu kişiler, yaşamlarını belli bir plan içinde yaşamaktan hoşlanırlar. Hayatlarında maddenin özel bir yeri vardır. Sahip olma duyguları çok fazla olduğu için, her türlü konfora kavuşmak isterler ve idealleri uğrunda çalışmaktan sıkılmazlar. Sabırlı ve dayanıklı bir yapıya sahiptirler. Toprak, emlak alım satımı ve gayri menkul yatırımlarının özel bir anlamı olduğunu bildikleri için, birikimlerini bu yönde yaparlar. Sade ve doğal bir yaşamdan hoşlanırlar. Başarılı akademisyen olmaya aday olan bu kişiler, uzun iş seyahatlerine veya işiyle ilgili araştırma gezileri yaşamlarında sık görülecektir. Aşk yaşantıları oldukça karışıktır. Maddi evlilik yapabilir ve sonra da mutsuz olurlar.


Oğlak burcu özellikleri


Geleceği ayrıntılı biçimde planlamaya çalışan Oğlak'lar bu özellikleri nedeniyle sık sık kuruntulara kapılarak, depresyona girerler. İşleri ile aşırı meşgul olduklarından, insanlarla zor ilişki kurarlar. Fakat, hiçbir zaman kendilerini yalnız hissetmezler. Bu nedenle onları tanımlayan sözcük 'Kullanırım' dır.



Oğlaklar ciddilikleri, tutuculukları ve güçlü iradeleri ile tanımlanırlar. Çalışkanlıkları ile kolaylıkla başkalarının saygısını kazanırlar. Gerçek bir Oğlak'ın iki temel özelliği vardır. Güvenilirlik ve dürüstlük. Çok gelişmiş bir görev duyguları vardır. Bazen başkalarının başarısızlıklarını abartırlar. Oğlaklar arkadaşları ile ilgili çok iyi sırdaş olurlar, para konusunda dikkatli olmalarına rağmen, eli açık insanlardır.



Geleneklere bağlı kişiler olduklarından, duygusal özgürlüğü anlamakta güçlük çekerler. Bu nedenle kendilerinden yaşça küçük kişilerle bazen sürtüşmeleri olur. Bu özellikleri evlerine de yansır.




Bugün Doğan Kadınlar

Geçici hevesler onlara göre değildir. Duygular konusunda hiç kimseye sır vermezler. Derin duyguların, büyük sevgilerin kadınlarıdır. İlişkilerinde sürekli güven duygusunu hissedebileceği kişileri ararlar. Tek sorunu hatalardan nefret etmesidir. Ailenin yaşlılarına karşı sonsuz bir sevgi ve hoşgörü beslerler.



Bugün Doğan Erkekler

Anlaşılması zor insanladır. Dürüst ve samimi kişiler olmalarına rağmen, sadece kendi doğruları ile yaşarlar. Özel yaşamlarında paylaşımlara değer verirler. Sosyal yaşamları oldukça yoğundur. Dostlarına ve arkadaşlarına düşkündür. Özgürlüklerine düşkün ve çekici kişiliğe sahip bu erkeklere sahip olmak kolay değildir.



Bugün Doğan Çocuklar

Sessiz ve mahcup tavırları altında müthiş bir enerji saklıdır. Uslu ve düzenli bebeklerdir. Duygularını gözyaşları ile belli ederler. Hırsları inanılmazdır. Daha küçük yaşlarda gelecek planları yapmaya başlarlar. Büyümeye çok heveslidir. Ergenlik çağında ikileme düşebilirler


Oğlak burcu kadını



Tipik bir oğlak kızı diye bir şey yoktur. O bir müze müdürü de olabilir, eğlence için tel takıp danseden bir dansöz de olabilir. Ama ne yaparsa yapsın, ne giyerse giysin, Satürn onun bütün hareketlerine ve gizli amaçlarına hükmedecektir. Hangi kişiliğine bürünürse bürünsün, o kadınca hilelerinin veya pratik makul davranışlarının altında hep aynı amaç vardır. Önemli bir kişi olacak, koltuklarını kabartacak ve çocuklarına iyi bir baba olacak erkeği elde etme yolundaki çelik gibi bir azim. Öyle çok Oğlak kızları meslek sahibidir ki, sanki aşk ve evlilik onların ikinci tercihiymiş gibi görünebilir size.



Aşk konusunda haklı olabilirsiniz. Evlilik konusunda, hayır. Anlamanız gereken şey şudur ki, Oğlağın amaçları güven, otorite, saygı ve mevkidir. Öyle ya da böyle Oğlak kadını üne kavuşacaktır. Bazıları bunu kitap yazarak, konferans vererek, resim yaparak veya müzik besteleyerek sağlayabilir. Her iki cinsten oğlakların içinde şaşılacak kadar çok olağanüstü sanat yeteneğine sahip olanlar vardır. . Belki bu içlerindeki denge ve uyum duygusundan neyin hoşa gideceğini, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmelerinden kaynaklanmaktadır.



SOSYAL LİDERDİR



Evliliği için asla mesleğinden fedakarlık yapmayacağı gibi bir düşünceye kapılarak sakın yanılgıya düşmeyin. Bu kıza bir sosyal lider ve aynı zamanda iyi idare edilen bir evin hanımı olmak için yarı yarıya şans tanıyın, işine duyduğu ilgiyi ne çabuk kaybedeceğini göreceksiniz. Eğer başarı dağına tırmanmanıza yardım etmek için çalışması gerekiyorsa, hiç üşenmeden memnuniyetle işine devam edecektir. Bunun dışında kendisine evde iyi bir mevki verilmişse ve yeterlimali güvenliği varsa, sizin eşiniz olarak elde ettiği mevki onu daha çok mutlu edecektir. Bu kadının en tipik ve hoş taraflarından biri de, yaratılıştan sahip olduğu doğal terbiye ve davranışlarındaki zarafettir. Romantik durumlarda rahat olmakta güçlük çeker.



Soğuk Oğlak yüzeyinin altında çok kimsenin kuşku duyamayacağı kadar çok fiziksel arzu vardır ve bu arzu hiçbir zaman öyle gelişi güzel tatmin edilemez. Gelecek hala güven altına alınmadan, sallantıda kaldıkça, nefes kesici kucaklaşmalar ve ateşli öpüşmelerle zaman harcamak kesinlikle onun hobisi değildir. Öte yandan, eğer sizin uygun kişi olduğunuza bir kere karar verdiyse ve mali durum güvenli, sizin yükselme hırsınız da yeterliyse, Oğlak kızı aşk gemisinin onları nereye götürdüğünü ve güvenli sularda seyrettiğini bilmek ister. Ondaki sahiden faydalı olan ve çirkin şeyleri bile güzel gösteren dünyevi bir çeşit güzelliktir. İyi bir müzik onu derinden etkiler ve o hemen hemen her sanat çeşidinin büyülenmiş hamisidir.



Galiba sihire inanması için onu görmesi veya ona dokunması gerekiyor. Cinin biri ortaya çıkıp da peri masallarından söz edeceğine, doğrudan altın kesesinin nerede saklı olduğunu söylese belki daha iyi anlaşırlar. Çocuklarına muhtemelen hem tutumlu olmayı, hem de iyi kaliteye saygı duymayı telkin edecektir. Onlara, "sonuna kadar ye, eskiyinceye kadar giy" prensibini öğretecektir. Ama gene de, çocuklarına etin en iyi parçalarını verecek, ayakkabıların en kalitelisini alacaktır. Yapışkan öpücüklere pek iltifat etmez ama çocuklarına dişi keçiden daha bağlı anne az bulunur. Çocukları saygıyla dinleyen bir kulağa sahip olacaklar. Oğlak anne çocuklarının gittikçe artan sıkıntılarına karşı belki biraz sert ve acımasız, ama onların başarılarına karşı da büyülenmiş bir dinleyici olacaktır.



ÇOCUKLARINA SAHİP ÇIKAR



Çocuklar buluğ çağına gekdikleri zaman, Satürn muhafazakarlığı gençliğin liberalizmiyle çatıştığından, ortaya bazı engeller çıkabilir. İşte o anda Oğlak anne çocuklarının heves ve heyecan dolu rüyalarını anlayabilmek için biraz yardıma ihtiyaç duyabilir. Çocuklarına, kuracakları arkadaşlıkları ve bu arkadaşlıkların "makul kişilerle" sınırlı olmasını dikte edemeyeceğini öğrenmek zorunda kalabilir. Ama o, kaybının kazancından daha çok olacağını görünce, boynuzlarını geri çekerek duruma intibak etmeyi bilecek kadar da zekidir. Oğlak hanımlarının çoğunun cildi hassas olduğundan fazla makyaj yapmazlar. Zaten pek çoğunun makyaja alerjisi vardır. Ancak doğa onları makyaja gerek kalmayacak kadar tabii güzellikle donatmıştır. Onlar bu güzelliği, başka kadınların yanaklarındaki güller solduktan sonraki yıllara kadar koruyacaklardır.

Oğlak burcu ünlüleri



Benjamin Franklin, Henry Miller, Moliere, Isaac Newton, Elvis Presley, Joan Baez, Marlene Dietrich, Ava Gardner, Hz. İsa, Filiz Akın, Semra Özal, Federico Fellini, Rudyard Kipling, Richard Nixon, Simone de Beauvoir, Martin Luther King, Mao Tsetung, Ebru Şallı, Çağla Şikel, Mustafa Sandal, Cem Uzan, Seda Sayan, İbrahim Tatlıses




4 Ocak 2011 Salı

AKŞAMLARI NE YAPIYORSUNUZ?

? ..

Hayatı biriktiremezsiniz; ya her anını yaşayacaksınız,

ya da ziyan edeceksiniz.


Dümdüz bir soru size: Akşamları evde ne yapıyorsunuz?


Koltuğa uzanıp, hiç tanımadığınız Amerikalı dedektiflerle, hiç tanımadığınız Amerikalı haydutları mı kovalıyorsunuz?


Yoksa yerli dizilere kaptırıp hiç bilmediğiniz konaklarda yaşanan hayatları mı seyrediyoruz?


Kendiniz hiçbir sporu yapmazken, çoğunun sonucu önceden ayarlanmış futbol maçlarını ve dedikodularını seyrederek sporsever olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?


Dört saat televizyon seyretmenin sekiz saat çalışmak kadar beyni yorduğunu biliyor musunuz?



İki türlü hayat var:

1. Yaşanan hayat,

2. Seyredilen hayat,



Akşamlarınız televizyona kilitliyse, bilin ki,


Hayatı sadece seyrediyorsunuz!


Akşamları evde ne yapıyorsunuz?

Akşamlarınızı nasıl geçiriyorsunuz?



"Pek çoğu gibi biz de çekirdek çıtlatıp saatlerce televizyon izliyoruz" diyorsanız, durup bir düşünün lütfen;

150 yıl yaşayacağınızı veya dünyaya birkaç kez daha geleceğinize mi inanıyorsunuz?

Böyle bir şey olsaydı, şimdiki hayatımızın bir bölümünü ziyan etmek

şimdiki kadar acı sonuçlar doğurmayabilirdi belki.

Ne çare ki sadece bir hayatımız var.

Bu da maalesef, çok kısa.

Ortalama altmış yılın yirmi yılı uykuda geçiyor.

Kalan kırk yılın yirmi yılı çocukluk, eğitim, vesaire...

Son yirmi yılı da ziyan edersek, bize yaşanacak bir şey kalmaz.


Akşamlarınızı sadece televizyona veriyorsanız,

sayılı nefeslerinizden bir bölümünü çöpe atıyorsunuz demektir!


Çünkü televizyon izleyen kişi hayatta değildir, zira hiçbir şey yapmamakta, hiçbir değer üretmemekte, ülkesine bir faydası olmamaktadır; bu da bir anlamda yaşamamak sayılır.



Ne mi yapmalı?..


1. Ailece kitap okuyun, sohbet edin:

Nasıl tanıştığınızı, ilk nerede görüştüğünüzü, sıkılıp sıkılmadığınızı, nerede nasıl evlendiğinizi, nikâh şahitlerinizi, düğününüzü anlatın çocuklarınıza, onları hem dinleyin, hem de okumaya çalışın.

2. Gezin:

Gezmek için ille de bir maksat olması gerekmez, en büyük maksat hayatı paylaşmaktır. Yakınsanız deniz kenarına inin, ayaklarınızı denize sokun ve becerebiliyorsanız taş sektirme yarışına girin. Sonra da güneşin pembe gülücükler saçarak batmasını seyredin. (İnanın televizyon seyretmekten çok daha keyifli ve dinlendiricidir)

Ormanda hep birlikte yürüyün, ağaçlara isim takın, yol boyu açan çiçekleri sevin ve çocuklarınıza bunlarla sevmeyi öğretin. (Ama bilin ki hayat öğrenmek ve öğretmekten ibaret değildir. Dinlenmek, eğlenmek gibi olgular da hayatın bir parçasıdır) Çocuklarınızla ilişkilerinizde asla öğretmen tavrı takınmayın. Onlarla arkadaşlık etmek dünyanın en keyifli işidir.

3. Akraba ve komşularla ilgi bağı kurun:

Onlara ya gidin, ya da onları size davet edin. Sohbetiniz televizyonsuz olsun ki tadı çıksın. Birbirinizi gerçekten tanımaya çalışın. Bilirsiniz, "Komşu komşunun külüne muhtaçtır."



4. Sağlıklı verilere dayanarak düşünün ve çevrenizi, ailenizi, ülkenizi daha iyi hale getirmek için neler yapabileceğinizi bulun.

İnandığınız değerler doğrultusunda yazan, konuşan insanları dinleyin. En azından TV deki afyonlama dizilerinden uzak durun, yapamıyorsanız azaltın.


5. Kültürel ve sanatsal etkinliklere katılın.

(Konferans, seminer, sergi, doğru sinema ve tiyatro) Hayatınızı biraz olsun renklendirecek başka şeyler de bulabilirsiniz. Yeter ki isteyin. Bir hobi (Sizi zevkle meşgul edecek bir uğraş) edinin. Veya bir hayvanı sahiplenip hayatınıza renk ve sevgi katın.


Aile bağlarının güçlenmesi, paylaşacak şeylerin çokluğuyla mümkündür. Ne kadar çok şey paylaşırsanız aileniz o kadar güçlenecek, o kadar diri duracak ve mutlu olacaktır.


Hatıra defterine televizyon dizilerini yazamazsınız. Oraya ancak yaşadıklarınızı yazabilirsiniz. Her gün bir şeyler yaşamalı ve bunları deftere geçirerek geleceğe tarih düşürmelisiniz.


Bugün öyle bir hayat yaşayın ki, yarına da kalsın. Torunlarınıza anlatacaklarınız olsun.

Hayatı biriktiremezsiniz; ya her anını yaşayacaksınız, ya da ziyan edeceksiniz.


Akşamları ne yapıyorsunuz? .


Yaşıyor musunuz,


yoksa seyrediyor musunuz?

2011 yılında artık seyirci olmayalım,hayata katılalım.En önemlisi kendimiz için birşeyler yapalım.. 
Ne dersiniz?

2 Ocak 2011 Pazar

Karakışta Öz Türk Yemekleri

"Derken bir sabah gözümüzü açardık ki damlar bembeyaz, bacalar duman püskürüyor, kar lâpâ lâpâ yağıyor. İçimizde biberli baharlı bir sıcağa, midemizde ise yükte hafif, kaloride ağır bir yemeğe kuvvetle istek var. İşte o zaman böyle derdik: - Bir tarhana çorbası içsek! “Tarhana çorbasına ufalanmış tulum peyniri ve tavada nar gibi kızartılmış zar biçimi ekmek parçaları karıştırmak âdettir. İçmesine doyum olmaz; mideye indiği zaman bütün vücuda yumuşak, okşayıcı ve canlandırıcı bir sıcaklık yayar. O kadar ki, sofradan başımızı pencereye çevirip kar tipisine sünepe sünepe, içiniz katıla katıla değil, meydan okurcasına bakmaya başlarsınız; kendinizi tam mânasiyle tok, besili ve hayat güreşine hazırlanmış bulursunuz!”




Refik Halid KARAY, Üç Nesil Üç Hayat-Karakışta Öz Türk Yemekleri

1 Ocak 2011 Cumartesi

İYİ SENELER


Üzülme der Mevlana ..!



İstedigin bir sey olmuyorsa,

ya daha iyisi olacagı için

ya da gerçekten de olmaması gerektigi için

olmuyordur. . . !

2011 yılının herkesin dilediği, istediği ne varsa


kalplerimizi kırmadan ve hiçbirimizi üzmeden getirmesini diliyorum.


Her şey gönlümüzce olsun.

Sağlık huzur başarı dolu nice yıllara.


İYİ SENELER

31 Aralık 2010 Cuma

MUTLU YILLAR


HOŞ GELDİN 2011

Sağlıklı, huzurlu ve mutlu seneler herkese ..

20 Aralık 2010 Pazartesi

MEVLANA'DAN ÖZDEYİŞLER

Mevlevilik (Mevleviyye, Osmanlıca: مولويه) büyük ve ünlü sufi tarikatlarından biri. Adını kurucusu Sultan Veled'in babası ve tarikatın ilkelerini oluşturan Mevlana Celaleddin Rumi'den (Mevlana) alır.


Konu başlıkları


• 1 Tarih

• 2 Ritüeller

• 3 Felsefe

• 4 Galeri


Tarih

Mevlana bir tarikat kurmamış olsa da bunun temellerini attı. Dostlarıyla birlikte sohbet toplantıları düzenler, bu toplantılarda dini konuşmalar yapılır, müzik dinlenir , sema yapılır ve zikredilirdi. Zamanla Mevlana'nın fikirleri yayıldı ve toplantılarına katılmak isteyenlerin sayısı arttı. Bu kişilerin bazıları İran ve Arabistan gibi yabancı ülkelerden geliyorlardı. Mevlana, toplantılara düzen vermek için bazı kurallar koydu. Bu düzen, Mevlevilik tarikatı ritüellerinin kökenini oluşturacaktı.

Mevlana'nın oğlu Sultan Veled postnişin (şeyh) olduktan sonra bir tarikat merkezi (tekke) inşa edildi. Bu tekkede Kur'an ve Mesnevi okunuyor, sema yapılıyordu. Zamanla tarikat diğer illere, hatta komşu İslam ülkelerine de yayıldı. Böylece Mevlevilik en yaygın sufi tarikatlardan biri haline geldi. Mevlana'nın, yakınları ve dostlarının defnedilmiş olduğu Konya'daki Yeşilkubbe (Kubbei Hadre), tarikatın manevi merkezi halini aldı. Bugün de pek çok müslüman bu türbeyi ve yanındaki tekkeyi ziyaret etmektedir.

Mevleviliğin başlangıcında sema ayini, dervişlerin vecde gelmesiyle başlıyordu. Ulu Arif Çelebi zamanında semadan önce Kur'an ve gazeller okunmaya başladı. Sema ayini Mukabele denilen günümüzdeki şeklini 15.yy'da Pir Adil Çelebi zamanında aldı...



Ritüeller
Mevleviliğin gelişmiş bir adap ve kural sistemi vardır... Misal , ortak tabaktan yemek yeniyorsa kaşığın bir tarafı ile yemek alınır diğer tarafı ile yemek yenir.Kaşığın ağza değen kısmının yemeğe değmemesine özen gösterilir... Ayrıca alemdeki tüm varlıklar Allah'ın birer parçaları olduğu varsayılarak onlara değer verilirdi.Örneğin;kaşık öpülerek yemeğe başlanır,sırtlarına giydikleri yelekler öpülerek giyilirdi,... Mevlevilikte de diğer tarikatlarda olduğu gibi yün giyilir ve bu da maddi ve özellikle manevi fakirliğin bir gösteriliş şeklidir

Felsefe
Mevlânâ’nın tasavvufu, sırf mistik ve idealist bir tasavvuf olmayıp mahdut varlıktan, ferdiyetten ve ferdi ihtiraslardan tamamiyle sıyrılmak ve halka, topluluğa yayılmak sûretiyle tecelli eden ve sosyal hayatta hudutsuz bir sevgi, insanî bir görüş ve mutlak bir birlik halinde, moral sahadaysa herkesin kendisini, bir kâmile uymak suretiyle ıslâhı ve umumî olarak hayra, güzele ve iyiye doğru bir gidiş, insanî bir terbiye halinde tezahür eden ve böylece de realitede amelî karaktere sahip olan bir tasavvuftur.

Mevlana Celaleddin Hayatı,Eserleri,Felsefesi -Abdülbaki Gölpınarlı Sh.205

Mevlana'nın söylediği ve günümüze kadar insanlığa ışık tutan sözlerinden bazıları:



• Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi

ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

• Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.

. Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..

. Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..

. Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..

• Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

. Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..

• Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?

• İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.

• Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.

• Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.

• Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.

• Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?

• Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.

• Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

• Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?

• Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar

• Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.

• O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.

• Genişlik, sabırdan doğar.

• Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

• Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.

• Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.

• Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.

• Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.

• Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.

• Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.

• Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.

• Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.

• Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.

• Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası.

. Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..

• Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der. Kendinde olmayış,kendiliğinden gelmedi sana,onu sen çağırdın.

• İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.

• Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.

• Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var

• Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.

• Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.

• Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü.

• Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde.

• Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır?

• Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.

• Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.

• Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.

• Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.

• Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.

• Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.

• Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.

• Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.

• Verdiğini geri alan kişi, ***** gibi kusmuğunu yemiş olur.

• Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.

• Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.

• Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.

• Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?

• Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?

• Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler

• Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.

• Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.

• Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.

• Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

• Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.

• Kötü nefis, yırtıcı kuştur.

• Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.

• Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.

• Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.

• Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.

• Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.

• Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.

• Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.

• Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.

• Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.

• Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.

• İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.

• İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.

• A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.

• Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.

• Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.

• Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.

• O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.

• Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra

• Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.

• Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?

• Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.

• İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.

• Doğruluk, Musa'nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.

• Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.

• Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.

• Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.

• Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz

• Ümit, güvenlik yolunun başıdır.

• Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanıdır.

19 Aralık 2010 Pazar

MEVLANA VE ŞEMS ÜZERİNE


Mevlânâ,Şems ile Konya'da buluştuğu zaman tamamıyle kemale ermiş bir şahsiyetti.

Şems, Mevlanâ'ya ayna oldu. Mevlânâ,Şems'in aynasında gördüğü kendi eşssiz güzelline hayran oldu. Diğer bir ifadeyle Mevlânâ,gönlündeki Allah aşkını Şems'te yaşattı. Mevlânâ'nın Şems'e olan sevgisi,Allah'a olan aşkının ölçüsüdür.


Çünkü Mevlânâ,Şems'te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu.Mevl'anâ açılmak üzere olan bir güldü. Şems ona bir nesim oldu. Mevlânâ bir aşk şarabı idi,Şems ona kadeh oldu. Mevlânâ zaten büyüktü,Şems onda bir gidiş,bir neşve değişikliği yaptı.Mevlânâ ile Şems üzerine söz tükenmez.

Son söz olarak şöyle söyleyelim,Şems Mevlânâ'yı ateşledi,ama karşısında öyle bir volkan tutuştu ki,alevleri içinde kendi de yandı.



ŞEMS-İ TEBRİZİ HAZRETLERİ'NİN KONYA'DAN AYRILIŞI

Şems ile buluşan Mevlânâ,artık vartini Şems'in sohpetlerine hasretmiş,Şems'in nurlarına gömülüp gitmiş,artık bambaşka bir aleme girmişti.Şems'in cazibesinden yana yana dönüyor,ilahi aşkla kendinden geçercesine Sema ediyordu.Bu iki dostun sohpetlerindeki mukaddes sırrı idraktan aciz olanlar,ileri geri konuşmaya başladılar.Neticede Şems,incindi ve Mevlânâ'nın yalvarmalarına rağmen Konya'dan Şam'a gitti.(14 Mart 1246 Perşembe)



HAZRETİ ŞEMS'İN KONYA'YA DÖNÜŞÜ


Şems'in ayrılığından derin bir ızdıraba düşen Mevlânâ,manzum olarak yazdığı güzel bir mektubu,Sultan Veled'in başkanlığını yaptığı bir kafileyle Şam'a,Şems'e gönderdi.Sultan Veled kafilesiyle Şam'a vardı,Şems'i buldu ve babasının davet mektubunu,hediyelerle birlikte saygıyla Şems'e sundu.Şems,''Muhammedi tavırlı ve ahlaklı Mevlânâ'nın arzusu kafidir.Onun sözünden ve işaretinden nasıl çıkabilir''diyerek,Mevlânâ'nın davetine icabet etti ve 1247'de Sultan Veled'in kafilesiyle,Konya'ya döndü.


HAZRETİ ŞEMS'İN KAYBOLUŞU



Şems'in Konya'ya gelişine herkez sevindi.Mevlânâ'da hasretin sıkıntılarından kurtuldu.Artık Şemsin şerefine ziyafetler verildi,sema meclisleri tertip edildi.Fakat huzurla,muhabbetle,dostluk içinde süren günler pek fazla sürmedi,dedikodular ve can sıkısı durumlar yeniden başladı.Şems, o dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu,gönüllerinden sevginin uçup gittiğini,akıllarının nefislerine esir olduğunu anladı ve kendisini ortadan kaldırmaya çaşıltıklarını bildi,Sultan Veled'e dedi ki:Gördün ya azgınlıkta yine birleştiler.Doğru yolu göstermekte,bilginlikte eşi olmayan Mevlânâ'nın huzurundan beni ayırmak,uzaklaştırmak,sonra da sevinmek istiyorlar.Bu sefer öylesine gideceğim ki hiç kimse benim nerede olduğumu bilmeyecek.Aramaktan herkes acze düşecek,kimse benden bir nişan bile bulamayacak.Böylece bir çok yıllar geçecek de kimse benim izimi tozumu göremeyecek.''İşte Sultan Veled'e böyle yakınan Şems,1247-1248 tarihinde Konya'dan aniden gidip kayboldu.Şems'in kaybolmasından sonra Mevlânâ herkesden onun haberini soruyordu.kim onun hakkında aslı esası olamayan bir haber bile verse ve Şems'i falan yerde gördüm dese bir müjde için sarığını ve hırkasını vererek şükranelerde bulunuyordu.Bir gün bir adam,Şems'i Şam'da gördüm diye bir haber verdi.Mevlânâ buna tarif edilemeyecek şekilde sevindi ve o adama üstünde nesi varsa bağışladı.Dostlarından birisi,bu haber yalandır,o Şems'i görmemiştir dediğinde Mevlânâ şu cevabı vermiştir.''Evet onun verdiği bu yalan haber üzerine üzerimde ne varsa verdim.Eğer,doğru haber verseydi,canımı bile verirdim.''



HAZRET-İ MEVLANA'NIN ŞEMS-İ TEBRİZİ HAZRETLERİNİ ARAMAK İÇİN ŞAM'A GİDİŞİ



Mevlana,Şems'i çok aradı,onun ayrılığı gönülleri yakan,sızlatan nice şiirler söyledi.Onu aramak için iki kere Şam'a gitti.Yine Şems'i bulamadı.Bu iki son seyehatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte,büyük bir ihtimalle 1248-1250 yılları arasında olduğu söylenebilir.Sultan Veled'in ifadesiyle Mevlana,Şam'da Tebrizli Şems'i bulamadı ama,mana yönünden onu,kendisinde buldu.Ay gibi kendi varlığında beliren Şems'i,kendi gördü ve dediki:''Beden bakımından ondan ayrıyım ama,bedensiz ve cansız her ikimizde bir nuruz.Ey arayan kişi!İster onu gör,ister beni.O'yum O'da ben.''

 Mesneviden Seçmeler isimli kitabından alıntıdır.


Allah dostu bu iki büyük zat, ayrı düşmüşlerdi... Hazreti Mevlana'nın Çıkan dedikodularla Konya'dan ayrılan


Hz. Şems'e yazdığı şiir


Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi

Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun ,etme



Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize

O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme



Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle

Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun ,etme



Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı

Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme



İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil

aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun ,etme


Mevlana Celaleddin Rumi



ŞEMS'İN SIRRI

Bir gece sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh;


”Şeeeems dışarı çıkkk!” diye bağırmıştı.

Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine:

”Çıkma” diye yalvardı.

Zat boyutundan, Hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi:

”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi.

Mevlana: “Ne sözü, nereye, niye?” diye yapıştı ellerine…

Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi:

“Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…”

İyi işte, seyre devam edelim, dedi Mevlana.

Şems; ”Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın?

Tereddütsüz şöyle demiştim; Başımı veririm!…”

Şems dışarı çıktı. Sadece bir “ALLAH” nidası duyuldu.

Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!…

Aşkları sır olmuştu.

Mevlana’yı sahiplenenler, Onu paylaşmak istemeyenler şehit etmişti Şems’i.

Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!…


Aşkın doğasıydı Firkat!..

18 Aralık 2010 Cumartesi

MEVLANA NE DEMEKTİR?



Mevlana sözcüğünün anlamı


Kelimenin herkes tarafından algılanan karşılığı


Celâleddin-i Rûmî Hazretlerinin isminin başına

getirilmesi geleneği ile bu büyük yol göstericiyi

hatırlatmasıdır.Böyle olmakla birlikteMevlâna“

kelimesinin anlamı ; Arapça “efendimiz” demektir.

Bu kelimeyi açacak olursak ;”Mevlâna”

kelimesinin karşılığı “efendi”,”sahib” anlamında

olup ,Arapça'daki (nâ) zamiri , yani “bizim”

manasına gelen kelime eklenerek

“Bizim Efendimiz” veya kısaca “Efendimiz”

manasına ulaşılır.